
Ellerimizle büyüttük, zamanı gelmişti. Kartal yuvasından uçtu. Özleyeceğiz Bobo...
Şimdi belki dikkat etmişsinizdir askerden geldiğim günden beri Beşiktaş'a, transferlere, yapılan doğru hamlelere, yanlış hamlelere, YD'nin klasik amatör şube saçmalamalarına değinmiyorum. Bunların arkasında beni az da olsa tanıyanların tahmin edebileceği gibi totem vardı. Neyin totemi daha sezon başında demeyin. Sezon, sezon başında yapılan doğrularla yanlışlarla şekilleniyor. Geçtiğimiz sezonlarda Tello'nun, Uğur İnceman'ın, Yusuf'un gitmesiyle başlayan süreç gün itibariyle öldürücü darbeyi vurdu. Takımda ne işe yaramadığı anlaşılamayan Erhan Güven (bek desen bek değil, stoper desen o hiç değil), Pancu'dan bozma Hakan Arıkan, (yaptığın kurtarışlarla değil, birebir Liverpool maçıyla hatırlayacağım. Metalist'i söylemiyorum bile) ve son olarak 5 yılda 55 gol atma başarısına sahip dahiyane defansif pivot santraforumuz Nobre ile yollar ayrıldı. Takım şu an yeni transferleri izlemediğimizden benim için güllük gülistanlık. Bundan ötesi de daha yeni sözleşme imzalanan 360 Ekrem'in de gönderilmesi olacaktı. O da gül bahçesindeki diken olarak kalsın. Önümüzdeki yıllarda sıra ona da gelir. 2011-2012 sezonunun ilk totemi de başarıyla sonuçlandı. Darısı diğer totemlerin başına...
Özellikle BJK Bloglar ailesine sesleniyorum. Şu formadan elinde olan ya da eşinde dostunda olan varsa benimle iletişime geçebilirlerse sevinirim. İletişim bilgilerim http://www.besiktasformakoleksiyonu.blogspot.com adresinin sağ kısmında bulunmaktadır.
Yazıya başlamadan önce Cenk'in durumunu öğrenip öyle yazayım dedim. Çok şükür ki korkulan haber gelmedi. Cenk bi aksilik olmazsa Tabata ile birlikte sahada olacak. Nobre ise sakatlar kervanına eklendi ve devreyi kapadı. Bugün Nobre'nin sakatlanmasıyla sahaya giren Ali Kuçik Bursaspor maçında ilk 11'de başlayabilir. Bobo, Nihat, Nobre, Quaresma sakat Fatih Tekke malum. Veya Holosko tek forvet oynayıp bizi kahredecek. Bakalım Schuster dayı Bursaspor maçına neler hazırlıyor.
Geceyle ilgili 4-5 önemli detay vardı. Koca ilk yarının yine her zamanki gibi heba edilişi, Cenk'in uzun süredir maçlarda görmediğimiz güzellikte bir kurtarışla belki de maçı bize getirmesi, Ali Kuçik'in didinmesi, Guti'ye kaptanlık pazubandının oldukça yakışması, Hakan Arıkan'a artık söylenecek laf söz olmaması. Sanıyorum M'bolhi sen yaparsan ben kralını yaparım diye düşündü. Rakip takımın kalecisini örnek alacağına ilk devre kendi takımının kalesini koruyan kaleciyi örnek alsaydı keşke diyeceğim ama artık çok geç. Geçmiş artık Hakan'dan. 2003'ten sonra ilk defa Avrupa'da Şubat'ı görecek olmamız ise kilit nokta. Son maçlara gerek kalmadan bunu başarmamız da Beşiktaş kimliğine yakışmayacak bi başarı :) Grubu 2. olarak bitirmeyi garantilediğimizden ilk maç İstanbul'da olacak. Umarım gruplardaki kura şansımız yanımızda olur. Çek bi Letonya...
Haftasonu önce İnönü, Salı günü Akatlar, Çarşamba İzmir'e dönüş. Cuma günü büyük gün. 6 ay-12 ay, hava-kara-deniz, şehirler şehirler şehirler... Bakalım bizim kısmetimizde neler var... Çarşamba görüşmek üzere...
Takımların maç öncesi puan sıralamasındaki yeri, formsuz ve sakat oyuncuların çokluğu, yönetim bazındaki sorunlar vs. Bunların hiç birisinin öneminin olmadığı, Beşiktaş'ın yine Beşiktaş, Galatasaray'ın yine Galatasaray, derbinin yine derbi olduğu görüldü. Takımlar ne durumda olursa olsun derbilerde atmosfer farketmiyor.
Kadrolar maçın başlamasına 1 saat kala açıklandığında benim açımdan tek soru işareti İsmail Köybaşı'ydı. Geri kalan kadro mecburiyetten çıkan ve çıkabilecek, maksimumunu verebilecek bir kadroydu. Maçın başında, 8. dakikada futbol fakiri Ali Turan'ın tüm Beşiktaşlılar gibi benim de sıkça eleştirdiğim ve acilen takımdan gönderilmesini istediğim Holosko'yu düşürünce penaltı kazanıldı. Guti de yüzüne tutulan lazere rağmen riskli ve kötü sayılabilecek bir penaltı vuruşuna rağmen bizi 1-0 öne geçirdi. Erken gelen golden sonra Schuster'in Beşiktaş'ında daha önce çok az gördüğümüz kontrollü futbol öne çıktı. Bunda puan sıralamasındaki yer, deplasmandaki derbi, erkenden öne geçilmesi gibi faktörler etkili oldu. Diğer maçlara göre nispeten kapalı oynamamıza rağmen pozisyon verdik ama bunda da Cenk oldukça başarılıydı. İlk yarı sonunda soyunma odasına 1-0 önde gidildi.
İkinci yarıda yine kontrollü bir Beşiktaş, özellikle 55-70 arası oldukça etkili Galatasaray vardı ama bitirici oyuncu eksikliği ve şansımızın da yanımızda olmasıyla bu tehlikeli evre atlatıldı. Daha sonra rakibin oyundan düşmesine fırsat bilerek ayağa toplarla çıkılan atakların birinde Guti Hazretleri, takımın Holosko'dan sonra eleştirilen bir diğer ismi Nobre'nin kafasına adrese teslim orta yaptı. Nobre de hem skoru 2-0 a getirdi hem de Galatasaray'a karşı 7. golünü attı. 2-0'dan sonra son dakikada maçın alt'a gittiğini gören ve aldığımız istihbarata göre üst oynadığını öğrendiğimiz Cenk Gönen'in ikramıyla skor 2-1'e gelse de İbrahim Üzülmez'in sağ ayakla attığı golün 7. zafer yıl dönümünde tekrardan Ali Sami Yen'de galip geldik. Kapanışı yaptık, imzayı attık, mührü vurduk. Şimdi yıkabilirsiniz. Seyrantepe'de görüşmek üzere...
1 hafta 10 gündür "Allah'ım inşallah kargoda kaybolmaz" dediğim forma sonunda elime ulaştı. Pek de eski olmayan bir forma olmasına rağmen benim için çok kritik bir forma. Bi önceki yazıda "Askerlik için kalan süre 19 gün, kalan forma 1. Bekliyoruz..." demiştim. Sonunda kavuştum. Böyle bi formayı Türkiye sınırları içinde bulamayıp Fransa'da bulmam ve Fransa'da oturan Sefa'nın yardımıyla ulaşmam, gelen formayla birlikte son 10 yılın Beşiktaş formalarını tamamlamam ayrı bi heyecan katıyor. Tekrar tekrar teşekkürler Sefa, sağolasın.
Dün geceye dair değil de sezona dair kilit bir fotoğraf daha çıktı. Eşeğe altın semer vursan da eşek yine eşektir sözündeki altın kısmını sağlayan oyunculardan Guti cezalı, Quaresma da sakatlanınca Beşiktaş adına sezon iyice içinden çıkılmaz bir hâl aldı.
Artık şampiyonluğunda o'sunda bu'sunda değilim. 3 hafta sonra askere gidecekken ve haftaya derbi varken Quaresma'nın 4 hafta sahalardan uzak kalacak olması canımı sıktı. Devre arasında mutlaka bi operasyon olacaktır. Bu futbolcularda mı olur teknik kadroda mı olur onu şu devre arasına kadar oynanacak 3-4 maç gösterecek. Umarım Erhan'ı, Tabata'yı, Holosko'yu ve takımı mahveden fizyoterapisti içine alan bir önlem paketi uygulanır. Türk futbol tarihinde şu ana kadar hiç yapılmamış birşeyi yapalım. Eğer Schuster'le yola devam edilecekse seneye takıma katılacak oyuncularla devre arası anlaşılsın biz de önümüzü görelim. 2-2lik skor gibi puanlar da 2şer 2şer kaybediliyor...
Kısa süreli bi tatil olsa da hem akrabaları görmek hem de kafa dağıtmak amacıyla gidilen Akçay'da araya kıstırıp maçı da izleyebildim ilk 15-20 dakikası hariç. İlk yarıda hiç birşey oynamamışken gelen şans golüyle devreyi önde kapatınca ikinci yarı da da skor avantajıyla sahanın hakimi olduk. 65-70 gibi orta saha tamamen düşünce bas bas bağırdım ekran karşısında Necip, Necip diye. Girince tekrar oyunu rölantiye aldık. Quaresma etkili ve istekli, Guti durgun gününeydi. Kaptan Delinho ve Ersan'ı yine beğendim. Holosko'ya bakınca Tabata gözüme Maradona geliyor. Devre arası üçüne beşine bakılmadan yollar ayrılmalı. Hem Sivok geliyor 2. yarıya, kontenjan da açılmış olur bahaneyle. Bir başka can sıkan ayrıntı ise Bobo ve Nobre gibi iki adamın olmadığı Gençlerbirliği gibi nispeten zor bir deplasmanda Fatih Tekke'nin Schuster'le kavga ettiğinden kadroya alınmaması... Fatih'le de devre arası yollar ayrılacak gibi duruyor. Haftaya ne yapıp edip Konyaspor engelini de aşmak lazım. Daha sonra Galatasaray derbisi ligdeki kaderimizi birebir etkileyecek...
Hocam herşey iyi güzel hoş. Alışma evresi dedik o dedik bu dedik. Sistemden zerre şikayetçi değilim. Beşiktaş, Beşiktaş gibi oynamalı. Bundan önceki 5 senelik periyoddaki gibi değil. Ama bu oynattığın adamlar senin Beşiktaş'a veda etmeni sağlayacak. Erhan Güven kimdir, Holosko ne iş yapar, Nihat'tan ne beklenmektedir? Herşeyi geçtim Necip'i kesmekteki amaç nedir, Aurelio Necip'i kesecek ne oynamıştır? Şu an için lig bitmiş durumda, seneye CL gelmezse de Quaresma, Guti kalibresinde adam getirebilir miyiz bilmiyorum. Guti zaten gelecek 34 yaşına da Quaresma'yı elimizde tutabilir miyiz o da meçhul. Gel sen şu Erhan, Holosko, Nihat, Tabata'yla yolları ayır. Yeni bi başlangıç yapalım. Seneye alınacak oyuncuların pazarlığını şimdiden yap ve en azından Avrupa'da Mart'ı görelim. Şimdilik başka isteyebileceğim birşey yok senden. Saygılarımla...
Porto'yla tarihimizdeki 4. karşılaşma. Diğerlerinden farklı olmayacağı belliydi. Öyle de oldu. Rüştü'nün önemli maçlar öncesi sakatlanma hastalığı nüksetti ve kaleyi artık nerede patlayacağı gayet belli olan Hakan Arıkan devraldı. İlk yarıda resmen sudan çıkmış balık gibiydik. Guti ve Ernst bile çok kötüydü, öyle desem takımın durumu anlaşılır. Çokça pozisyon verdik ama hepsinde şanslıydık. Ta ki top auta çıkmak üzereyken kalesini terkedip bir de adamı düşürüp penaltı yaptıran Hakan sayesinde geriye düşene kadar. Devreye 1-0 geride girdik.
İkinci yarıda soyunma odasında ne olduysa takım sahaya toparlanmış çıktı. Bunda belki de sahaya hiç birşey koymayan Tabata'nın bırakılması sebepti. 2. yarıda gerçekten yıllardır Beşiktaş'ın Avrupa maçlarında aleyhine olan şeylerin tersine döndüğü anlar oldu. Önce rakip 10 kişi kaldı, daha sonra Beşiktaş rakip sahaya yerleşti. Önce Holosko direği buldu, daha sonra gol atamazsa ölecek hastalığına yakalanan Nihat Real Sociedad günlerinden bir şutla maça dengeyi getirdi. İkiyi bulmamız işten bile değilken bu sene sefilleri oynayan İbrahim Toraman kırmızı kart görüp sayısal bakımdan üstünlüğü sona erdirdi. Bobo'nun orta sahadan vurup direkten dönen pozisyonu ve 9. hakemin önünde olan pozisyona Porto lehine penaltı vermemesi maçın iki taraf adına da dönüm noktalarıydı diyebiliriz. Takıma geldiğinden beri kısıtlı sürelerde şans bulan Ersan Gülüm son haftalardaki kusursuz oyununa bir yenisini daha ekledi. Oynadıkça daha da açılacak ama bugün topu çizgiden sakatlanma pahasına çıkarması belki de takımı bir üst tura taşıdı. Ersan'ın Beşiktaş forması giymesinde Serdal Adalı'nın çok büyük payı var. Kendisi koca bir teşekkürü hakediyor. Ersan'ın da aldığı paralar kuruşu kuruşuna helal olsun.
Hakemlere gelirsek; değil 5, 15 hakem de koysanız olmayınca olmuyor işte. Ben uzun zamandır Türkiye ligleri dahil bu kadar kötü maç yöneten bir hakem(ler) görmemiştim. Orta hakemi başka bi model, yan hakemi başka bi model, çizgi hakemleri ayrı bi model. Sayelerinde son 5 dakika geçmek bilmedi... Nispeten kötü bir oyunla böylesi zor bir deplasmandan 1 puanla dönmek sevindirici. Grubun diğer maçından gelen skor ise harika. Sofya deplasmanından cebimizden tur biletiyle, belki de liderlikle bile dönebiliriz. Olabilecek en iyi 2 senaryodan biri oldu. Zaten diğeri de bizim bu maçtan galip çıkıp, Viyana'dan aynı skorun çıkması olurdu. Buna da kesinlikle şükür. Artık bir üst turdayız diyebiliriz. Bu güzel gece için teşekkürler Ersan. Gel artık be Quaresma...

Aslında şu iki harika fotoğrafı paylaşıp başka hiç birşey yazmamak lazım, zira bugün takım oyunu adına sahada sıfırdık. Ordinaryus profesör Guti'nin harika pası, İbrahim Üzülmez'in ender görülen isabette ortası Bobo'nun hareketlenip golü atması. Daha sonra karambolde zor bir pozisyonda Necip'in şık golü. Bu iki golden sonra kalan 60-65 dakika koca bir sinir harbi şeklinde geçti. Üstüne Perşembe günü ağır zeminde 120 dk oynanan oyunun ağırlığı binince maç taraftar adına hiç çekilmez bir hâl aldı. İkinci yarıda üstünlüğü verdiğimiz dakikalarda Necip'in gençliğine verebileceğimiz hatası eklenince 67'de Sivasspor oyunu 2-1'e getirip iyiden iyiye içinden çıkılmaz hâle soktu. Belki de 90+4'te Cihan Yılmaz topu direğe nişanlamasa Schuster'in başı çok ağrıyacaktı. Allah'a şükür gol olmadı. Ligde 3 hafta aradan sonra puanla tanıştık. 4 hafta sonra 3 puan aldık. Hafta içinde Porto maçı var. Quaresma yetişemeyecek deniliyor. Zaten yetişebilecek durumda olsa bile riske edilmemesi taraftarıyım. İnönü'deki yenilgiden sonra rakibimiz Rapid Wien şekline girdi. Deplasmandan çıkarılacak 1 puan harika olur ama önemli olan sakatlık yaşamamamız...
Kolay değil 80'lerin sonu 90'ların başında basketbol oynayıp tüm guard'lara ilham kaynağı olmak. Onu Akatlar'da görene kadar hâla şaka gibi gelecek. Ama resmi sitenin de dediği gibi; "Rüya Değil, Gerçek. Allen Iverson Beşiktaş'ta" Daha fazla uzatmaya, laf söz kalabalığı yapmaya gerek yok. Bu transferde en ufak da olsa kimin emeği geçtiyse Allah binlerce kez razı olsun...