Reklam böyle yapılır'ın uygulamalı anlatımı...
sanatsal cebelleşmeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sanatsal cebelleşmeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1 Haziran 2011 Çarşamba
24 Ekim 2010 Pazar
Bunu Yapan Bunu da Yaptı
Bi alttaki yazıya istinaden Ömer bir fotoğraf paylaştı benimle. Blog'a koymadan geçmek olmazdı. İşte Türk basınının iki yüzlülüğü, karaktersizliği... Tekrardan teşekkürler Ömer.
20 Ekim 2010 Çarşamba
Globally Yours
THY müthiş işler yapmaya devam ediyor. Barcelona ve Manchester United'a sponsorluk, Euroleague'e isim hakkı, Euroleague F4'u bir sonraki sene için İstanbul'a getirme çalışmaları, Yunan Maroussi'yle yapılan ana sponsorluk... Umarım daha da gelişirler.
28 Eylül 2010 Salı
Dexter Season 5
Korkmayın, spoiler falan vermeyeceğim :) O kadar insafsız değilim. Sezon 5 başladı, bilmeyenlerin haberi olsun, haberi olanların da Dexter haftaları kutlu olsun. Allah Michael C. Hall'a sağlık versin. En son böyle bi performans sanırım Batman: Dark Knight'da görmüştüm. İzleyenler hangi sahneden bahsettiğimi anlayacaktır, izlemeyenler de bi an önce izlesin de şifreli şifreli yazmak zorunda kalmayayım. İyi seyirler tekrardan...
8 Temmuz 2010 Perşembe
Earthlings
Kelime anlamı olarak "dünya üzerinde yaşayan tüm canlılar"ı kapsadığını söyleyebiliriz. Belgeselin anlatımını Gladiator'dan hatırlayacağımız Joaquin Phoenix yapıyor. Soframıza gelene kadar hayvanların çektiği acıları, petshop'lardaki hayvanların eziyetlerini, Hitler'in toplama kamplarından farkı olmayan ahırları, giyim standartlarımızın ve eğlence anlayışımızın hayvanlara etkilerini oldukça vurucu ve insanı kendi ırkından tiksindirici şekilde anlatıyorlar. Gerilim filmi adı altında vizyona giren filmlerin bi kısmında bu kadar gerildiğimi hatırlamıyorum. NŞA ilk 15 dakikada lanet olsun böyle işe deyip kapatılabilecek bi belgesel ama kasıp sonuna kadar izlemenizi öneriyorum. Aslında çok da anlatılabilecek, yazılıp çizilecek bi durum yok belgeselle ilgili. Yine bir klasik olarak IMDB linkini vereyim; http://www.imdb.com/title/tt0358456/ Keyifli seyirler malesef "The Cove"da olduğu gibi bunda da dileyemiyorum...29 Haziran 2010 Salı
The Cove
Sınav stresinden kurtulduktan sonra Dünya Kupası maçları başlayana kadar film, dizi maçlar başlayınca da televizyon karşısında hayatımın en kötü Dünya Kupası karşılaşmaları... Bu sıcak havalarda zaten öğle saatlerinde dışarı çıkmak işkenceyle eşdeğer... Final döneminde haberim oldu böyle bir belgeselden ve an itibariyle izlemiş bulunuyorum. Öncelikle şunu diyebilirim ki insanın kanını donduran, tüyler ürperten şeyler var. Midesi kaldırmayacak olanlar izlemesin diyeyim. Her yıl Eylül-Ekim aylarında denk geliyoruz "Japonya'da yunus katliamı", "Japonya'da balina katliamı" başlıklı haberlere. İşte bunu belgeleriyle ispatlamak ve insanoğlunun gözüne sokmak için çekilmiş bir belgesel olmuş. Belgeselde çocukluğumuzun belki de en eğlenerek izlediğimiz filmlerinden biri olan Flipper'ın eğitimcisi Ric O' Barry'nin önderliğinde bir grup aktivistin çabaları ve bu vahşeti ortaya çıkarma çalışmaları anlatılıyor. Japon hükümeti ve balıkçılar tarafından yapılan engellemeler ise cabası... İngilizce ve Japonca yayınlanan belgesel bu sene alanında Oscar'ı götürdü. Buna rağmen gözünü kapayan Japon hükümeti ise belgeseli vizyondan kaldırttı. Görüntülere dayanabilecekler izlesin, izleyemeyenler ise en azından bu vahşete engel olabilmek adına şu siteyi paylaşsın; "http://www.savejapandolphins.org/" IMDB notu 8.6 olan belgeselin notunu düşüren izleyiciler ise Japon olmalı. http://www.imdb.com/title/tt1313104/
19 Haziran 2010 Cumartesi
Ceza - Onuncu Köy
Fotoğraf: Mehmet TurgutTasarım: Buğra Atıcı
D&R: 14.90 TL
1. Kapı
2. Kim Bilir
3. Bir Minik Mikrofon
4. Eğer Beni Görürsen
5. Onuncu Köy
6. Evinden Uzakta
7. Terzi
8. Battle Edebiyatı
9. Dünden Ne Kaldı
10. Kendi Kendine
11. Bir Var Bir Yok
12. Çivi Gibi Çak
13. Dünya Dönüyor
14. Al Senin Olsun
15. Outro
Sagopa'nın benim için hayal kırıklığıyla dolu olan "Bendeki Sen" albümünden sonra büyük bir heyecanla Ceza'nın Onuncu Köy albümünü bekliyordum. Albüm bugün çıktı. Öncelikle albümle ilgili şunu söyleyebilirim ki kesinlikle vasatın üstünde bir albüm olmuş. Eh sınıfına düşen çok az şarkı var albümde. Sözlerde eski albümlerdeki şarkılara da göndermeler var. Şu ana kadar benim için öne çıkan şarkılar albüme de adını veren şarkı olan Onuncu Köy, Kendi Kendine, Bir Minik Mikrofon, Eğer Beni Görürsen ve Dünden Ne Kaldı...
2. Kim Bilir
3. Bir Minik Mikrofon
4. Eğer Beni Görürsen
5. Onuncu Köy
6. Evinden Uzakta
7. Terzi
8. Battle Edebiyatı
9. Dünden Ne Kaldı
10. Kendi Kendine
11. Bir Var Bir Yok
12. Çivi Gibi Çak
13. Dünya Dönüyor
14. Al Senin Olsun
15. Outro
Sagopa'nın benim için hayal kırıklığıyla dolu olan "Bendeki Sen" albümünden sonra büyük bir heyecanla Ceza'nın Onuncu Köy albümünü bekliyordum. Albüm bugün çıktı. Öncelikle albümle ilgili şunu söyleyebilirim ki kesinlikle vasatın üstünde bir albüm olmuş. Eh sınıfına düşen çok az şarkı var albümde. Sözlerde eski albümlerdeki şarkılara da göndermeler var. Şu ana kadar benim için öne çıkan şarkılar albüme de adını veren şarkı olan Onuncu Köy, Kendi Kendine, Bir Minik Mikrofon, Eğer Beni Görürsen ve Dünden Ne Kaldı...
9 Haziran 2010 Çarşamba
NTV Spor
Türkiye'de ilk olmasından dolayı belki de bu kadar ilerlediler, dikkat çektiler. Türkiye standartlarının üzerinde bir spor servisleri var. Bize de takdir etmek düşer. Bugün de internette denk geldim, birileri değişik bir reklam hazırlamış. Oldukça matrak. Paylaşmasak olmazdı...
5 Haziran 2010 Cumartesi
The Lost Room
Final haftası saçma şeyler yapmak adettendir. Ben de üniversitenin son yılının son final döneminde bu adeti devam ettirmek adına 6 bölümlük mini bir dizi olan The Lost Room'u izleyeyim dedim. Her gün 2'şer doz alarak 3 günde diziyi bitirdim. Diziden kısaca bahsetmek gerekirse; 60'lı yıllarda bir motelin odasında garip olaylar oluyor. Bu olaylar sonucunda odadaki eşyalara değişik güçler yükleniyor. Bu eşyalardan herhangi birine sahip olan insan değişik güçlerin de sahibi oluyor. Günlerden bir gün o motel odasındaki eşyalardan birine bir polis sahip oluyor ve olaylar gelişiyor... Daha önce Austin Powers'dan ve Hitler: Rise of Evil'dan aşina olduğumuz Julianna Marguiles de Peter Krause ile başrolde. Öyle çerez niyetine bir dizi isteyene şiddetle tavsiye ediyorum. İzleyin, pişman kalmayacaksınız. İyi seyirler...http://www.imdb.com/title/tt0830361/
29 Mayıs 2010 Cumartesi
Best Relaxing Classics 100
6 CD'lik albüm, hayat kurtarıyor sıkıntılı tez anlarında. Elime yeni geçti. Beethoven'dan John Williams'a, Ennio Morricone'den Bach'a... Bu harika albümün okul kariyerimin son finallerinde de oldukça destek vereceğine eminim. Çok yaşa Best 100 serisi...
27 Mayıs 2010 Perşembe
2010 World Cup | ESPN
ESPN'in yaptığı ve Bono'nun seslendirdiği Dünya Kupası reklamı. Gerçekten harika olmuş... Bu arada Kaan Kural'dan duyduğuma göre ESPN Dünya Kupası'nı 320 kişiyle takip edecekmiş. Türkiye'deki kanalların toplam spor servisi çalışan sayısı 320'yi buluyor mudur şüpheliyim diyor. Serzenişinde sonuna kadar haklı...
26 Mayıs 2010 Çarşamba
Shutter Island
Uzunca bir süre blu-ray'inin çıkmasını beklemiştim. Beklediğime değdi diyebilirim, gerçekten yıllar yılı "amaaan kaliteyi ne yapacağım, bir an önce filmi izleyeyim" deyip heba ettiğim filmlere yanıyorum. Blu-ray büyük nimet. Zindan Adası'ndan bahsetmek gerekirse Martin Scorsese, Kubrick'vari bir film çıkarmış ortaya. Başroldeki Leonardo Di Caprio ve ortağı Chuck rolünü oynayan Mark Ruffalo oldukça başarılı bir iş ortaya çıkarmışlar. Shining tadında bir psikolojik gerilim arayanlar -ki benim için alanında 1 numaradır- filmi kaçırmasınlar diyebilirim. Şöyle üstün körü, filmi izlemeyenler için kısaca konusundan bahsedelim; Massachussets sahili açıklarında bir adada suç işlemiş akıl hastalarının tedavi edildiği hastanedeki bir katilin esrarengiz şekilde kayboluşunu soruşturmakla görevli iki polisin (Di Caprio ve Ruffalo) hikayesi konu alınıyor. IMDB ortalaması 8,1 olan filmi kesinlikle öneriyorum. http://www.imdb.com/title/tt1130884/ İyi seyirler...
18 Mayıs 2010 Salı
Fanatik
Bursaspor'un Türk futbol devrimini gerçekleştirip şampiyon olduğu günden sonraki Fanatik gazetesi ön sayfası...
Bu da Bursaspor'un 1 gün sonra şampiyonluk kupasını aldığı, kutlamaları yaptığı günden sonraki Fanatik gazetesi...Fanatik de kime fanatik? Bu kadarı da ayıp...
Etiketler:
dünyadan futbol,
hayatsal aktiviteler,
sanatsal cebelleşmeler
15 Mayıs 2010 Cumartesi
Two and a Half Men
Samuray'ın aylar önce "mutlaka izle" önerisi altında verdiği dizide açıkçası Amerika'da 7. sezonun oynanıyor olmasından dolayı gözüp korkmuş ve izlemeyi ertelemiştim. Bundan yaklaşık 1-2 ay önce ise boş bir anımda izlemeye başladım ve dizi su gibi 3'er 4'er bölüm akıp gitmeye başladı. Dizide Charlie Harper rolünü oynayan Charlie Sheen'i zaten oldum olası sevmişimdir. Üstüne bir de dizinin ilk 2 sezonunda Jake Harper rolünü üstlenen Angus Jones'un sevimliliği eklenince zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz. Charlie Harper'ın evine tabir-i caizse "çöken" küçük kardeş Alan Harper (Jon Cryer) ise yüzsüzlükleriyle insana yok artık bu kadar da olmaz dedirtiyor. Her sezon 24'er bölüm ve 20'şer dakikalık halde yayınlanıyor. Bu da her sitcom'da olduğu gibi seyirciyi baymadığı gibi dizinin tadını damakta bırakıyor. An itibariyle 41 farklı ülke televizyonunda yayınlanan dizide Charlie Sheen'in bölüm başına 825,000 $ aldığını ve bu sezon sonunda anlaşması bittiğini, CBS yöneticilerinin yaptığı bölüm başına 1,000,000 $ teklifini ise ücreti düşük bulduğu için red ettiğini belirtelim. Eğer bir anlaşma sağlanamazsa son zamanlardaki dizi lanetim devam edecek ve Two and a Half Men de 7. sezon sonunda ekrana veda edecek gibi duruyor.dipnot: diğer dizi lanetlerim için; Dexter'da Dexter Morgan'ı oynayan Micheal Carlisle Hall'un kanser olması, Spartacus : Blood and Sand'de Spartacus'u oynayan Andy Whitfield'in kanser olması, Flashforward'ın "V" ile girdiği rating yarışmasında geride kaldığı için kanal yapımcıları tarafından sözleşme uzatılmayacağı ve dizinin 1. sezon sonunda bitirileceği gibi bir çok lanet...
14 Mayıs 2010 Cuma
Dilbert
Kimi zaman eski oyunları yükleyip 1-2 kere oynamayı, çocukluğuma dönmeyi, nostalji yapmayı severim. World Cup 98, Cadillacs&Dinasours, Goal 3 gibi oyunların setup'ları hala bilgisayarımda durur. İşte yine öyle bir nostalji gününde aklıma "Dilbert Desktop Games" diye oynadığım ve demo sürümü olan oyun geldi. Oynadığımda baya küçüktüm. Oyunu aradım taradım full halini bulamadım. Lakin torrentleech gibi bir hazinede bulamadığım veriyi, isohunt'ta buldum. 2 sezon Dilbert dizisi. IMDB'de hali hazırda 8.0 rating almış durumda. http://www.imdb.com/title/tt0118984/ Dilbert'tan kısaca bahsetmek gerekirse; Scott Adams tarafından 1989'dan bu yana çizilmeye devam eden bir çizgi seridir. Dilbert'ı isim olarak bilmeyenler çoğunlukta olsa da, gazetelerin ekonomi sayfalarında en azından gözünüze 1-2 kez çarpmıştır. Kendisi bir elektronik mühendisi olan Dilbert, über akıllı köpeği Dogbert, Dilbert'ın iş yerindeki arkadaşları ve patronu arasında geçen mini bir diziciği denk gelmeniz halinde izlemenizi öneriyorum. Sana puanım dokhuz ganka deyip meraklılarına Scott Adams ve Dilbert üzerine olan blog'u takdim ediyorum... İyi seyirler.
11 Mayıs 2010 Salı
Akira
Uzak doğu sinemasından sonra çok sevdiğim ve televizyonda denk geldikçe izlediğim çizgi film olayına da el atayım dedim. Çekik gözlüler bunlar "anime" diyorlar. Aslında bizim kuşak animelere pek de yabancı değil. Show TV'de yayınlanan Slam Dunk, Kanal D'de yayınlanan Tsubasa, Digimon, Yu-Gi-Oh, He-Man, ATV'de yayınlanan Pokemon gibi animelere en azından biraz çizgi dizi seven kimseler aşinadır.
Bilgisayardan seyir olayına giriş yaptığım anime ise Akira oldu. Akira, bizim çizgi roman dediğimiz, Japonların manga dediği kitaptan televizyona aktarılmış bir anime. Katsuhiro Otomo'nun 2160 sayfalık mangası 1988'de yapılmış. İnsan filmi izledikten sonra ve o zamanın şartlarını düşündükten sonra koca bir "oha" diyor. Kısaca konusundan bahsetmek gerekirse; hikaye Japonya üzerinde patlayan yeni bir tür bombayla başlayan 3. Dünya Savaşı'ndan 38 yıl sonrasını konu alıyor. Neo-Tokyo'da motorlarıyla gezen Tetsuo, Kaneda ve arkadaşları gizli yürütülen bir projeyi ortaya çıkarıyorlar ve olaylar gelişiyor. Gerek konusu, gerek çizimler, gerek vahşet içeren sahneler hele hele 88'in şartları ele alındığında harika bir hal alıyor. Harika bir bilim kurgu türünde anime olarak arşivimde yerini aldı. IMDB'de 7.9 almış. http://www.imdb.com/title/tt0094625/ Yaklaşık 60 GB'lık bir anime arşivine sahip oldum son günlerde, okul bittiği an yüklenmeyi düşünüyorum ama şimdiden yavaş yavaş da başlayabilirim dizilere. Önerebileceği anime olan varsa, kesin bunu izle pişman olmazsın diyen varsa not bıraksın lütfen...
1 Mayıs 2010 Cumartesi
Michael Carlisle Hall
67. Altın Küre ödül töreninde sevenlerinin karşısına kemoterapiden dökülmüş saçlarını kamufle etmek için bereyle çıkan Michael C. Hall'dan sonunda sevindirici haber geldi. Lenfoma kanserine yakalanan Hall'un doktoru kanseri başlama evresinde keşfettiklerini ve böylece hastalığı atlatmanın daha kolay olacağını açıklamıştı. Doktoru doğrular nitelikte haberler de geldi. Michael C. Hall durumunun çok iyi olduğunu açıkladı ve saçlarının çıkmaya başladığını söyledi. Şu anda saçları Arjen Robben ve Estaban Cambiasso arası bir durumda olsa da bu da önemli bir gelişme Dexter için. Dizide Angel Batista'yı oynayan David Zayas ve Debra Morgan'ı oynayan eşi Jennifer Carpenter da Dexter'ın iyi durumda olduğunu 5. sezon çekimlerine Eylül gibi başlanacağını ve dizinin 5. sezonunun Ocak'ta gösterime gireceğini açıkladı. Ne diyelim, merakla daha iyi haberleri ve 5. sezonu Dexter severler olarak bekliyoruz...
23 Nisan 2010 Cuma
Sweeney Todd : The Demon Barber of Fleet Street
Filmi arşivden bulup çıkardığımda hiç konusuna, türüne falan bakmamıştım. İzlemeye koyuldum. Johnny Depp şarkı söylemeye başladı. Aha dedim, bu tür müzikal olsa gerek :) İlk müzikal deneyimim olmasına rağmen filmden oldukça hoşlandığımı söyleyebilirim. Yani en azından bu yaşıma kadar izlediğim türlerin dışında bir türdü ve ilgimi çekti. Tim Burton'ın yönetmenliğini yaptığı filmde Johnny Depp, 1700lü yılların sonlarında yaşamış bir İngiliz seri katilin hayatını oynuyor. Anlatılanlara göre Sweeney Todd, berber dükkanına gelen müşterilerin boğazını kesiyor ve hazırladığı bir düzenekle onları yakıyormuş. Tim Burton'ın daha önce Batman serisi, Mars Attacks ve Sleepy Hallow filmlerini izlemiştim. Bu filmi de aradan çıkarmış oldum. Johnny Depp'in de performansına bir kez daha hasta oldum. Filmin soundtracklerini de Hans Zimmer, John Williams gibi mükemmel besteciler arasında yer alan Danny Elfman yapmış. Müzikalden hoşlanan bir insan zaten filmi izlemiştir diye düşünüyorum, önerim filmi henüz izlememiş olanlara. Değişik bir tür arayan sinema severlere şiddetle önerebileceğim bir film. İyi seyirler...
22 Nisan 2010 Perşembe
Thick as Thieves
Öncelikle şunu söyleyeyim Hollywood'dan Morgan Freeman çıksa yerim modunda bir insanımdır. Aslında film elimde uzunca bir süredir vardı ancak external'ın köhne köşelerinde kaldığından izleme fırsatım olmamıştı. External'ı kurcalarken denk gelince izleyeyim dedim. The Usual Suspects ve Ocean's serisi karışımı bir film olmuş. Hollywood'un son yıllarda sıkça yaptığı filmin sonunda seyircileri afallatma istekleri bu filmde de tavan yapmış durumda. Filmden kısaca bahsetmek gerekirse Morgan Freeman eski bir hırsız. Metroda bir gün giderken metrodaki yolcuları soymaya çalışan Antonio Banderas'ı görüyor ve beraber büyük bir soygun planlıyorlar. Konu açısından klişe gibi gözükse de Morgan Freeman ve Antonio Banderas gibi iki usta isim için bile izlenir. Bir de filmde Radha Mitchell gibi bir güzellik olunca film su gibi akıp gidiyor. Soundtrack olarak da filmin temasına uygun olarak Rus müzikleri seçilmiş. Yıllar önce dinlediğim ve çok beğendiğim t.A.T.u.'nun "Nas Ne Dagoniat" şarkısını da duyunca lise yıllarıma gittim. Sonuç olarak gerek kadrosu, gerek de senaryosuyla izlenebilecek bir film diye düşünüyorum. Keyifli seyirler...
21 Nisan 2010 Çarşamba
2010 NBA Playoff #2
NBA'de sezon başlarken batug.com harika bir kitapçık çıkarmış ve biz NBA severleri ihya etmişti. Sezon başında çıkan kitapçık için sizi buradan alalım. Şimdi de playoff turu için yine harika bir kitapçık çıkarmışlar. 82 sayfa, bir baskıcıda bastırıp baş ucuna koyulup okunacak kalitede. Böyle güzel ve hummalı bir çalışma için teşekkürlerimi sunuyorum emeği geçen herkese...2010 NBA Playoff kitapçığı...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)