23 Ağustos 2010 Pazartesi

Matias Emilio Delgado

Açıklanacak Özel Durum/Durumlar:

Şirketimizin futbolcularından Matias Emilio Delgado ile aramızdaki mevcut sözleşme karşılıklı anlaşılarak feshedilmiştir.

Sergen'den sonra kim gelirse gelsin o 10 numaranın ağırlığını taşıyamayacaktı. Kısmet Delgado'yaymış. 4 senede 81 maça çıkıp 18 gole imza attı. Çoğu zaman silik futbolu, pas hatalarıyla illallah dedirtti. O kadar protestoya rağmen ağzını açıp da birşey demedi. İBB maçında 65. dakikada yerini Guti'ye bırakırkenki surat ifadesiyle "napayım, çalıştım, çabaladım ama elimden bu kadarı geldi" demek ister gibiydi... Yolun açık olsun kaptan...

21 Ağustos 2010 Cumartesi

10-11 | Beşiktaş - İBB

Bi takım şeyleri sıcağı sıcağına yazmak lazım ki, sinir geçmeden, cümleler yumuşatılmadan yazılsın.

1-Takımın bu şekilde bir tek Ernst'le ve ofsayt taktiğiyle ligi götüremeyeceği daha 30. dakikada belli olmuşken 90 dakika boyunca buna devam etmek, geldiğinden beri her sene belli bir performansı tutturmuş Bobo varken tribüne +2 kontenjaından gönderip Kaval kemiği spor'dan Holosko'yu ilk 11'de başlatmak, Necip-Ernst ikilisini bozmak intaharla eşdeğerdir. Umarım bundan sonraki maçlarda bunun hatasına düşülmez, umarım...

2-Malesef ki yerli kalitemiz yerlerde sürünürken ne kadar da formsuz olsa Nihat Kahveci'yi ıslıklayan zihniyetin beynine osurayım. Yarın, öbür gün İnönü Stadı'nda Necip Uysal'ın ıslıklanmayacağının garantisi yok.

3-Sahadaki oyun bas bas forvet lazım diye bağırırken "Robinho gelcek yæ, Fenerbahçeliler'e, Galatasaraylılar'a hava atacağız" modunda düşünen herkes kusura bakmayın da eğer Robinho gelirse alsın bi yerine soksun.

4-Transfer böyle yapılmaz. Ligin 3. haftası oynanırken plansız, programsız şovenist hareketlerin hiç gereği yok. Bobo'dan daha iyi bir forvet alınabiliyorsa alınsın, alınamıyorsa da kimse alınmasın. Gitsin Robinho kumda oynasın.

5-Defansif santrafor Nobre Ersan'ın ve Holosko'nun birer golünü engelleyerek yine görevini yaptı, Tebrikler.

6-Ersan'ı çok beğendim, umarım böyle devam eder. Maşallah.

7-"Quaresma yatmaya geldi, sorunlu futbolcu, iyi adam olsa Portekiz milli takımında oynar." Ernst'le birlikte canını dişine takan az sayıda oyuncudan biri.

8-Artık takımdan hangi yabancı gönderilecekse gönderilsin, yeter artık.

9-Beddua etmek istemiyorum. İnsanları yıllardır sinir hastası yaptınız Abdullah Avcı-Arif Erdem ikilisi. Allah'ınızdan bulun.

19 Ağustos 2010 Perşembe

Marketing Budur



Harika bir Heineken reklamı daha. Adamlar işi biliyor...

17 Ağustos 2010 Salı

Beşiktaş - Helsinki

Maç öncesi kadroları gördüğümde Schuster'in içine Mustafa Denizli'nin kaçtığına şüphe ettim. Bucaspor maçı kadrosuna göre 5 değişiklik, ilk 11'de 3 yerli ve 8 yabancı. Herhalde teknik ekip dışında hiç kimse bunu ön göremezdi. Gönderilmesi düşünülen 2 isimden Hilbert en azından karar bu maça göre alınacaksa kafalarda "acaba göndermesek mi" sorusunu etkili oyunuyla oluşturmuştur. Tabata ise yine evlere şenlikti. Yapılacak muhtemel yabancı transferine göre Beşiktaş formasıyla son maçı olabilir bu maç. 90 dakikanın özeti olarak şunu diyebiliriz; 90 dakika kapanan bir rakip, 90 dakika boyunca sabırla paslaşan, teknik özellikleri zayıf iki Türk Ekrem ve İsmail'in atakları baltalamasıyla sonuç alamayan Beşiktaş. Yine de etkili ayaklarla sonuca gidilmesi bilindi ve korkulan başımıza gelmedi. Quaresma'nın asistiyle gelen gol ve üstüne Quaresma'nın harika golü. Uzun zamandır böyle zekice bir gol görmemiştim Beşiktaş formalı birinden. Gol sonrası sevincini Süreyya abiyle paylaşması, taraftarlarla diyaloğu, taraftarın kendisini özel hissettirmesinden sonra gelen en önemli artılar. Quaresma ve Guti oynarken keyif alıyor, taraftarı mutlu etmek istiyor ve bu bir şekilde skora yansıyor.

Şu manzaranın oluşmasında başta Serdal Adalı ve Cengiz Zülfükaroğlu olmak üzere kimin emeği varsa Allah razı olsun. Cenk'e de teşekkür etmek lazım. 90 dakika top gelmeyen bir maçta konstantrasyonunu yüksek tutup belki de rövanşta başımızı çok ağrıtacak bir skor olan 2-1 ile Finlandiya'ya gitmemizi engellediği için. Transfer sezonunun bitmesine tam 2 hafta kaldı. Rövanş öncesi de avantajlı skor yakalandı. Şimdi gözler ligin Bülent Uygun'la birlikte en antifutbol oynatan iki takımından biri olan Abdullah Avcı'nın İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde...

yere yatsanaaa, yere yatsanaaa
Abdullah Avcı, yere yatsanaaa

Beşiktaş - Helsinki | Maç Önü

94/95 sezonunda 2-0 kazandığımız Helsinki maçından gazete küpürü...

Yaklaşık 3,5 saat sonra takım sahada olacak. Son antremanda sakatlanan Hakan Arıkan can sıksa da Villareal panteri Cenk Gönen'in başarıyla bu maçı tamamlayacağını düşünüyorum. Defansın göbeğinde muhtemelen Ferrari-Zapotocny ikilisi, beklerde de İbrahim Üzülmez ve Erhan Güven oynar. Önlerinde Necip ve Ernst. Sağda Nihat, ortada Guti, solda Quaresma. İleride Bobo. Artık Schuster'in gözünde takımdan ayrılacak yabancılar kesinleşmiştir. Takımda yabancı transfer dedikoduları süredursun, hâla mevcut yabancıları elden çıkarmaya çalışıyoruz. Gitmesi muhtemel isimler; Holosko, Tabata ve malesef Fink. Takıma Schuster'in de dediği gibi mutlaka bir forvet gerekiyor. Sadece Bobo'yla olacak iş değil. Nobre'yi forvetten saymıyorum, adam hücumlarda orta sahaya gelmekten bıkmadığından benim gözümde Uğur İnceman'dan bir farkı yok... Maçla ilgili endişem, Helsinkii'nin ligde 17. maçını tamamlamış olması ve bizim yıldızlarla skora gitmek dışında şu anda oturmuş bir taktiğimizin olmaması. Söz konusu Beşiktaş ve Avrupa olunca insan tırsmıyor değil. Kazasız, belasız, sakatlıksız bi galibiyet olsun. En az 2 fark olsun...

15 Ağustos 2010 Pazar

Bucaspor - Beşiktaş

Ve nihayet sezon başladı. 100. yıldan sonra bu kadar heyecanla beklememiştim bir sezonun başlamasını. Bunda şu ana kadar yapılan olumlu hareketler çok büyük etken olduğu gibi, sezonu İzmir'de açacak olmanın da etkisi mutlaka vardı. Şu şuna pas verseydi bu olurdu, şu keşke daha iyi vursaydı triplerine girmeyeceğim. Herşeyden önce galibiyet çok önemliydi. Şairler Parkı blogunun yazarlarından Ege ile tribünde terden bi hâl olmuşken, Salı günü önemli bir maça çıkacak oyunculardan üstün bir performans beklemek haksızlık olurdu. Gerekli olan 3 puanı Guti'nin müthiş pasıyla Bobo'nun güzel vuruşuyla 1-0 aldık ve gözleri Salı günkü Helsinki maçına çevirdik.

Şu fotoğrafa da değinmeden geçmeyelim. İki dünya yıldızının arasında Beşiktaş'ın geleceği ve iki yıldızın yanında emektar kaptan. Koskoca bir MAŞALLAH diyorum. Takım şu anda 1-2 eksiğin dışında iyi harmanlanmış durumda. Tek can sıkıcı nokta o herkesin gördüğü noktalara yönetimden bir transfer çabasının olmayışı. Bu kadar çok artının yapıldığı bir sezon başlangıcında son bir çabayla o iki eksiği de gidermek lazım. Şimdilik iyi yoldayız. İyi başladık, Allah sezon sonunu da böyle getirmeyi nasip etsin. Kısmetse 5. hafta Saraçoğlu'nda görüşmek üzere...

dipnot: Hakan Arıkan'ın forması müthiş. O formaya sahip olabilirsem koleksiyon için çok güzel bir iş yapmış olacağım. Hayırlısı...

12 Ağustos 2010 Perşembe

Kısa Kısa #2

Sonunda lig başlıyor. Yapılan yeni transferler, heyecanlı taraftarlar, bilet problemleri, hakem sorunları, sakatlıklar, cezalar, saha kapatmalar, tarafsız sahalar... Futbolsuz geçen günlerin cidden hiç bir keyfi olmuyor.

Ramazan geldi, hoşgeldi. Ama bu sıcaklarda gelmesi çalışan insanlar için hiç iyi olmadı. 16 saat açlık ve susuzluk bu sıcaklarda insanlara koyar. Allah herkese dayanma gücü versin.

Atkı koleksiyonu, bozuk para koleksiyonu, içki şişesi koleksiyonu, film-dizi koleksiyonu derken yeni bir şeye daha sardırdım. Beşiktaş formaları koleksiyonu. Elimde şu anda 24 tane Beşiktaş formam var. Eski sezon Beşiktaş formaları konusunda yardımlarınızı bekliyorum.

Leverage, Californication bitti, Futurama'ya başlandı. Ardından uzun bi aradan sonra kadrosuyla dikkat çeken bir Türk dizisi "Şen Yuva" ilgi alanına girdi, sıcak yaz günlerine iyi geldi.

Dizilerden-filmlerden fırsat kalırsa üniversite hayatımın son final zamanında kaçırdığım ve ipin ucunu yakalayamadığım 2 aylık National Geographic dergisi beni bekliyor. Onlar okunduktan sonra Umut Sarıkaya-Benim de Söyleyeceklerim Var ve Simon Kuper-Futbolun Şifreleri de sıradaki yerini almış durumda.

Hayatıma yön verecek 3 ay var önümde ve hâla bir karar alabilmiş değilim. Aralık'a kadar yatış-askerlik-dönüşte meslek hayatı üçgeni mi yoksa Ağustos'a kadar babanın yanında iş tecrübesi-Ağustos'ta askerlik-dönüşte meslek hayatı üçgeni mi... Umarım alacağım karar hayatıma olumlu bir yön çizer.

17 Ağustos 1999'daki Gölcük depremine yaklaştığımız şu günlerde, fena bir sıcak varken üstüne bir de şiddetli sayılabilecek bir deprem yaşayınca dün gece yürekler ağızlara geldi. Doğal afetler karşısında nasıl bir teknoloji olursa olsun insanoğlu çaresiz. Depremde hayatlarını kaybeden vatandaşlarımıza bir kez daha Allah'tan rahmet dileyelim.

Şimdilik bu kadar...

9 Ağustos 2010 Pazartesi

9'un Laneti

Söz konusu Beşiktaş olunca her gün bir absürdlükle karşılaşabiliyoruz. Takımda son bomba 2 ay önce Mustafa Denizli'nin onayıyla 3 yıllık sözleşme imzalanan ve bonservis bedeli ödenmeyen Roberto Hilbert'in sözleşmesinin feshedilme ihtimalinin konuşuluyor olması. Takımdaki başı bozukluğu, iş bilmezliği, savrukluğu geçtim iş artık belli bir noktadan sonra batıl inanç moduna döndü. Beşiktaş'ta 9 numaralı formayı sırtına geçiren iflah olmuyor. Günün birinde hasbel kader Cristiano Ronaldo gelip de 9 numarayı istese onda da aynı şey olacak. Hatırladığım kadarıyla 9 numaralı formayı sırtına geçirenleri sıralayayım;

9-Fazlı Ulusal
9-Arild Stavrum
9-Daniel Pancu
9-Gökhan Güleç
9-Goncalves Ailton
9-Federico Higuain
9-Roberto Hilbert

Takımda şu anda bir forvet transferi yapılması gündemde ve bu isim konuşulanlara göre dünyaca ünlü bir yıldız olacak. Buradan gelecek yeni transferi uyarıyorum. "Aman sakın ha ben forvetim, 9 numara bana yakışır" diye diretme. Klüp sana 9 numarayı vermiyorsa vardır bir bildikleri. 19 giy, 29 giy, 39 giy, hatta 99 giy ama 9 giyme de biz de gönül rahatlığıyla transferin tadını çıkaralım...

6 Ağustos 2010 Cuma

Beşiktaş - Viktoria Plzeň

Açıkçası maçtan önce rakipten değil de Schuster'in inadından korkuyordum. İlk maçın ilk yarısında 5lik 6lık olacakken Quaresma'nın kişisel becerisi ve Hakan Arıkan'ın müthiş performansıyla 1-1lik skorla soyunma odasına gitmiş, ikinci yarıdaki oyunla galibiyeti kaçıran taraf olmuştuk. Oradaki kilit nokta Necip'in oyuna girip 2 ön liberoya dönmemizdi. Maç öncesi kadrolar gösterilirken baktığım 2 isim Ernst ve Necip oldu. İkisini de görünce rahatlasam da Holosko'nun, Zapotocny'nin, Delgado'nun ilk 11'de olması maça soru işaretiyle bakmam için yeterli sebepti. Özellikle Zapotocny'nin ilk 11'de başlayıp Ferrari'nin yedek kulübesinde olması oldukça can sıkıcıydı önümüzdeki günler için...

Maça iki takım da kontrollü başladı, daha sonra tur için gol bulmak zorunda olan Plzen yüklenmeye başladı. Bir iki pozisyonda araya atılan toplar sıkıntı yaratsa da defans kademeye zamanında girmeyi başardı. İlk maçta Quaresma'nın kişisel becerisiyle kazandırdığı penaltı pozisyonuna benzer bir pozisyonda -bana göre- Türkiye Ligi'nin en komple forveti Bobo rakibin faulüyle yerde kaldı ve rakip 10 kişi kaldı. İşler o andan sonra daha da kolaylaştı ve Quaresma Beşiktaş kariyerinin ilk golüne kendi imzasını taşıyan "trivela"yla imzasını attı. İlk yarının son dakikasında rakip maçtaki en etkili atağını yaptı. Ceza sahasında bomboş kalan rakibin şutunda Hakan Arıkan ilk maçtaki performansını devam ettirip devreye 1-0 önde girmemizi sağladı. İkinci yarıda da Quaresma şova, Necip ve Ernst dönen topları karşılamaya devam etti. Takımdan gönderilip gönderilmeyeceği tartışılan iki isim Delgado ve Holosko'nun golleriyle de 3-0'lık net galibiyetle tur geldi.

Bizim için maçın artıları; Schuster'in tek ön liberoda inat etmediği ve Necip ile Ernst'i beraber kullanması, Quaresma'nın yıldız psikolojisine girmeyip her topa basması ve hücumda oldukça efektif olması denebilir. Eksi yanları ise maçtan önceki son antermanda sakatlanan ve 6 ay sahalardan uzak kalacak olan Sivok'tan sonra ilk 11'in değişmez diğer stoperi İbrahim Toraman'ın da sakatlanıp sahayı terketmesi ve 3 hafta sonra geri dönebilecek olması, Delgado'nun, Holosko'nun, Tabata'nın savruk futbolu, takımdaki acil sağ bek ihtiyacı ve hiç bir şekilde sağ bek için transfer söylentisinin bile geçmemesi eksi yanlar olarak söylenebilir. Yarın bir sonraki tur için kura çekimi, haftaya da ligin ilk haftası. Kısacası transferlerin şekillenmesi, ak koyunun kara koyunun ortaya çıkması için son 1 hafta denebilir. Takımın öncelik sıralamasına göre sağ beke, orta göbeğe, kanatlardan herhangi birine ve forvete ihtiyacı var. Konuşulanlar doğru ise sadece forvete transfer yapılıp transfer kapatılacak. Şu 1 haftada yapılacak hamleler bu takımın ligdeki boyunu gösterecek. Umarım son bir çabayla sağ beke ve orta sahaya transfer yapılabilir. Gelenler gidenler netleştikten sonra daha sağlıklı bir değerlendirme yapılabilecektir...

4 Ağustos 2010 Çarşamba

Federico Giunti

"Takımla ilk antremanımdı. Tanışma faslından sonra, düz koşu ile idman başladı. Takımla birlikte düz koşuya katılan göbekli bir adam dikkatimi çekti. Malzemecilerin ya da masörlerin neden takımla düz koşuya katıldıklarını düşünmeye başladım. Düz koşunun ardından topla çalışmalara geçtik. Benim malzemeci sandığım göbekli adam topla inanılması güç hareketler yapmaya başlamıştı. Çift kale maç için ilk yelek kendisine verilince takımın oyuncularından biri olduğunu anladım. O kişi Sergen'di."

Fellik fellik orta sahaya Ernst'in yanına adam aradığımız şu günlerde aklıma düştü Türk futbol tarihinin ilk İtalyan transferi. Ernst ve Guti Tayfur-Giunti ikilisinin yakaladığı uyumu yakalayabilirse -hemen celallenmeyin aynı mevkide oynamadıklarını biliyorum- Beşiktaş orta sahada çok rahatlayacaktır. Ama yine de Ernst-Necip yanına bir yerli daha almak gerekmekte. Uğur İnceman kategori dışıdır. Gerçi Ferrari'yi göndermeye çalışıp Zapotocny'yi takımda tutmaya çalışan Bernd Schuster yarın öbür gün Uğur İnceman'ı da Ernst'i kesip ilk 11'de başlatabilir. Şaşırmayalım...