
Biri hariç sevdiğim tüm kraker türleri bir pakette. Ah bir de ETİ'nin pizza kraker'i de olsaydı tam yeme de yanında yat modeli olacaktı. Markette orda burda görürseniz alın, sütle, çayla, kahveyle falan iyi gidiyor. Afiyet olsun...
Sonunda bloklar arası geçişten, Hakan Şükür tipi çağdaş santrafordan, kolektif uyumdan, hücum varyasyonundan, gol sonrası of of of of oooofff'lardan kurtulduk. NTV, Milli takımın Euro 2012 ve DK 2014 eleme maçlarının yayın haklarını aldı. Anlaşma ile kasadan 28 milyon 150 bin dolar, vergileri ile birlikte 33 milyon 217 bin dolar çıkacak. Şöyle bi maliyet analizi yaparsak Euro 2012 grup maçları toplam 5 maç, DK grupları daha belli değil, onda da 6 takımlı gruba düştüğümüzü farzedelim. Onda da 5 maç. Maksimum 10 maç, maç başı 3,3 milyon dolar. Digiturk vergiler dahil toplam 4 yıl için 1 milyar 968 milyon dolar ödeyecek. Haftada minimum 4 maç yayınlasa 4 yılda 544 maç yapar. O da maç başına 3,6 milyon dolara geliyor. Yayın hakları için Digiturk'ün hatrı sayılır bi meblağyı da müşterilerinden aldığını düşünürsek NTV'nin bi yerde hata yaptığını görüyüroruz. Neyse sonuç olarak bizi ATV ve TRT işkencesinden kurtardıkları için teşekkürler. Ama acilen o Türkiye'nin en iyi spor servisine yakışmayan görüntü kalitesine önem vermeleri lazım. TRT'de bile daha iyi oluyor maç yayınları. Bi Trömsö maçını falan hatırlıyorum da, 320x240 çözünürlükte maç izliyorum zannetmiştim. Dediğim gibi görüntü kalitesine de çözüm bulurlarsa kaymaklı ekmek kadayıfı olacak...
Yazıya Türk basını klişesiyle başlayayım dedim. 2012 Avrupa Şampiyonası kuraları çekildi. Polonya ve Ukrayna'nın ortaklaşa düzenleyeceği turnuvada şanslı bir kura çektiğimizi söyleyebilirim. Grubumuzda Almanya, Avusturya, Belçika, Kazakistan ve Azerbaycan var. Hiç bir deplasmanda sıkıntı çekmeyeceğimiz ve özellikle Almanya'da kendi evimizde oynar gibi oynayacağımız kesin. Kazakistan ve Azerbaycan ile hangi hava ve saha şartlarında oynayacağımız önemli. Her turnuvaya playoff'tan katılmayı ilke edindiğimiz gibi bunda da öyle bir ilke peşinde koşmak istemiyorsak Almanya'dan 4 puan, en kötü 3 puan almalıyız. Belçika kolay gibi gözükse de arkadan sağlam bir jenerasyon geliyor. Dikkat etmek lazım. Letonya, Moldova gibi garip ülkelere puan kaybetmeyi sevdiğimizden Kazakistan ve Azerbaycan deplasmanlarına da dikkat çekmek lazım diyorum. Sonuç olarak beni memnun eden bir kura oldu. Bir de artık Hiddink'in geldiği açıklansa da arkamıza yaslanarak oynayacağımız maçların tadını çıkarsak. Umarım geç kalmamışızdır...
İngiltere, İsviçre, Bulgaristan, Galler, Sırbistan - Fransa, Romanya, Bosna Hersek, Belarus, Arnavutluk, Luksemburg ve İspanya, Çek Cumhuriyeti, İskoçya, Litvanya, Liechtenstein grupları da oldukça sert gruplar oldu. Umarım 2012'de yer alırız. Şimdiden kolay gelsin...
Maça baskılı başladık ve göze hoş gelen futbol vardı. Sivok bu maç herşeyini ortaya koydu ve ilk yarıda ödül olarak golü de çok şık bir vuruşla buldu. İbrahim ve Ekrem bal yapmayan arı gibiydiler. Sürekli olarak bir mücadele, ama dişe dokunur pozisyon yok. İlk yarı iyi bir oyunla soyunma odasına giderken ikinci yarı böyle baskılı Gençlerbirliği bekliyordum. Beklediğim gibi de oldu. Rüştü'nün uzaydan gol yeme alışkanlığının devamıyla Hurşut'la Gençlerbirliği eşitliği sağladı. Ardından bizim için işkence gibi dakikalar başladı. Ta ki geldiği günden beri kıçına teneke bağlayıp göndermeye çalıştığımız Bobo Gençlerbirliği kilidini açana kadar... Beşiktaş 1-0'dayken goller kaçırdı, atamayana atarlar kuralı işleyip 1-1 oldu. Gençlerbirliği 1-1'de net goller kaçırdı. Bu sefer atamayana atarlar kuralı lehimize işledi. Önce Bobo güzel bir vuruşla Serdar'ı çaresiz bıraktı, daha sonra inceci Yusuf'tan görmeye alışık olmadığımız presle kazanılan topta Holosko Serdar'ın bacak arasından ağları gördü. Oynadığı maçların çoğunda iyi oynayıp 60. dakika civarı oyundan alınan Tabata bugün yine iyi oynarken kulübede Mustafa Denizli'nin olmamasından yararlanarak 90 dakika sahada kaldı ve harika bir golle Beşiktaş'taki 2. golünü attı. Hâla Nihat'ın rakibin götüne başına çarpıp attığı 1 golü var. Sonuç olarak ilk devre iyi bir oyun, ikinci devre 2. golden sonra iyi bir oyunla 3 puanı aldık.
EkşiBeşiktaş'ın başlattığı 15. dakikada protesto eylemi nasıl sonuçlandı hiçbir fikrim yok. Zira Lig TV o sırada ısınan Nobre'yi, Yusuf'u göstermekle uğraşıyordu. Staddan çıkıp bireysel protesto ateşini yakan tüm Beşiktaşlı kardeşlerime, abilerime teşekkürler. Geçen gün yazdığım şeyi tekrarlayarak yazıyı noktalayayım; Kombine alma, aldırma. Kongre üyesi ol...
Benim için gerçek bi efsanedir kendisi. Özellikle o yeşil beyazlı formayla yaptıkları, Celtic Park'ta attığı goller, gol sevinçleri, saç stilleri... Celtic'te oynadığı 221 maç 174 gol ve 0.74 gibi olağan üstü bi ortalama. İki defa çok ciddi sakatlık geçirmesine rağmen 33 yaşından sonra Barcelona'da geçen iki sezon ve ardından Sir Alex Ferguson'un isteğiyle 3 aylık imzalanan kiralık kontrat. Helsingborg'a dönüş 38 yaşında 84 maçta 38 gol.
Çocukluğumuzun futbol idolleri de yavaş yavaş yeşil sahalardan çekiliyorlar. Aralarında çocuklarımıza anlatacağımız o kadar çok futbolcu geçti, gitti ki... Bu seri bitmez...
Seçim sonuçlandı, üstünden 4 gün geçti, o sırada finallerim bitti. Tekrar Beşiktaş'ımla başbaşa kaldım. Okuyorum, sadece yazılanları okuyorum. Arada da buraya gelip içimi döküyorum. Zira elden başka birşey gelmiyor. Beşiktaş kirlendi, çok kirlendi. Seçim öncesi bir yazımda siyahı yaşıyoruz, beyazı arıyoruz demiştim. Beyazı bulamamayı bırakın, tünelin ucu bile simsiyahtı. Aksu'nun olmayacağı, olamayacağı belliydi. Ama işte Beşiktaş umuttur. Biz de her ne kadar sonu önceden belli olsa da umudun peşinden gittik. Sonunda kahrolacağımızı bile bile. Beşiktaş'ın gerçek sahibi 22000 kongre üyesidir diyen ve bunu yutan bir taraftar müsvettesine sahipken şimdi de büyük şef Erdoğan D.'den bir aforizma daha geldi şu Gençlerbirliği maçında 20.15'te stadı terketme protestosuyla ilgili. "İsterse tüm stad yolda yürüsün, o hiç önemli değil. Oğlum parasıyla 2200 sporcuyu besliyor." Bu rezil rüsva insan müsvettelerine çıkıp da ulan siz kimsiniz, siktirin gidin Beşiktaş'ın başından demedi, diyemedi. En çok içimi acıtan da budur. EkşiBeşiktaş'ta, 20.15 kampanyası başladı, "abilerin" oyuncağı olan Forza açıklama yaptı, staddan çıkılmayacaktır. Forza öyle bir protesto organize etmemiştir diye. EkşiBeşiktaş yazarlarından Jessie gördüğü tepkilerle belki de aldığı tehditlerle televizyonlara çıkmış olmanın verdiği bi sima olarak tanınmışlıkla protestoyu bıraktığını, Beşiktaş'ın sağlığından daha önemli olmadığını açıkladı. Sonuna kadar da haklı, 3-5 gözü dönmüş ya da Beşiktaş'ın sahibi tarafından gözü döndürülmüş 3-5 çapulcu "hoop bilader, nereye?" diye adama dalsa bunun hesabını kim verecek, vebalini kim ödeyecek? Kimse. Gerçek Beşiktaş taraftarı olarak sindik, sindirildik. Stadda yeter diye bağırırken kongre simsarları tarafından dayak yedik, şeref tribününde oturan şerefsiz ağzından salyalar saça saça kendi taraftarına küfür etti, İbrahim Kızıl'a 15-20 milyon € peşkeş çekti. Biz de daha olmadı ağam, daha yetmedi. Sikilmedik daha kulak arkamız var, orayı da becer öyle git diye Sayın Süleyman Seba'nın 16 yıl başkanlık yaptığı koltuğu 3 yıl daha bu yaşam formuna verdik. Aslında verdiğimiz koltuk değil Beşiktaş'tı. İnanın içim o kadar dolu ki, canım o kadar yanıyor ki. Yarın Beşiktaş'ın maçı varmış. Kimin Beşiktaş'ının? Benim Beşiktaş'ım 31 Ocak 2010 günü bu Y1D1 virüsünden kurtulana kadar karantina altına alındı. Yine maçlar izlenecek, yine eleştiriler yapılacak, kulüp düzlüğe nasıl çıkarılır, boşuna olduğu bilinse de onun üzerine yine kafa patlatılacak. Ama artık 31 Ocak 2010'dan itibaren yapılabilecek belki de tek şey kaldı. Kombine alma, aldırma. Kongre üyesi ol.
İskoç'ların bira fabrikası, Tactical Nuclear Penguin adını verdiklieri %32 alkol içeren birayı piyasaya sürdü. Evet yanlış okumadınız. %32. Hani şu bizim hanım kızlarımızda bir şişe Efes Pilsen'in %6'lık alkolüyle ya da, Efes Extra'nın %8'lik alkolüyle kafa bulma potansiyeli var ya bu birayı içerlerse yaşayacakları kafayı düşünemiyorum. Bu arada şirket daha önce de %18.2'lik oranıyla Tokyo adını verdikleri bir bira daha çıkarmışlar ve devletin engeline takılmışladı. Firma da tepki olarak daha yumuşak içimli bir bira üretip adını da Nanny State koymuştu. Biranın 1 şişesi 30 £, yaklaşık 75 liraya satılacak ve şişenin üzerindeki uyarıda da şirket müdürü James Watt'ın söylediğine göre "Bu son derece sert bir biradır, az miktarlarda, aristokrat bir adamsendecilik ruh haliyle tadına varılması gerekir. Halis bir viski içerken, Frank Zappa albümü dinlerken ya da güler yüzlü ama aynı zamanda sıkıntılı bir hayaletin ziyaretinden nasıl haz alıyorsanız bu biradan da öyle haz almanız gerekir." yazısı bulunacak. Son olarak; keşke Türkiye sınırları dahilinde de (bu hükümetle ha?) çıksa da ben de deneme fırsatı bulsam diyerek yazıyı noktalıyorum...
Beşiktaş birilerinin oyuncağı oldu ve biz buna engel olamadık. Halkın takımıyız dedik, kodamanların oylarıyla seçimi kaybettik, halkın takımıyız dedik, takımı Ümraniye'ye taşıdık, halkın takımıyız dedik bir maç için kale arkalarından 75 lira istedik, halkın takımıyız dedik, halktan biri olan Sayın Süleyman Seba'nın mirasına ihanet ettik, halkın takımıyız dedik dişinden tırnağından arttırarak maça anca para yetirebilen halktan 2000 lira verip kongre üyesi olmasını bekledik. Oyun daha yeni başlıyor.
Bu saatten sonra yapılacak şey gayet bariz belli. Biraz romantik bir düşünce olacak, hatta Türkiye şartları için imkansız bir düşünce olacak ama; elin İngiliz'i yapabiliyorsa, satılmamış, büyük Beşiktaş taraftarı da üstesinden gelebilir. Bahsettiğim şey dünya futbolunun en önemli kulüplerinden Manchester United'ın Amerikalı Malcolm Glazer'a satılması sonucu bu durumu protesto eden 3000 Manchester United taraftarının İngiltere Futbol Federasyonu'na başvurup yeni bir takım kurup kulübü amatör kümeden başlatarak onur mücadelesine başlamasıdır. Takım Football Club United of Manchester adıyla UniBond League Premier Division'da mücadele ediyor. Şu anda 20 maçta topladıkları 26 puanla 20 takımlı ligde 15. sırada, ama taraftarı mutlu. En azından huzurlu.
31 Ocak 2010, bu blog duracak. Allah ömür verirse 3 sene sonraki seçimlerde dönüp baktığımızda Beşiktaş'a dair hiçbir şey bulamayacağız. İşimiz gerçekten zor, Allah peygamber sabrı versin demekten başka yapabilecek birşey gelmiyor elimizden. Göz göre göre 107 yıllık kulüp bir zengin piçinin oyuncağı oldu ve buna hiç kimse engel olamadı. Oyunu satanın çoluğundan çocuğundan çıksın. Murat Aksu adam gibi adammışsın. Şu sözde Beşiktaş'ın önde gelenleri diye atfedilen isimler kendi taşaklarının derdindeyken sorumluluk aldın, elini taşın altına soktun. Şahsım adına teşekkürler.