3 Ekim 2010 Pazar
10-11 | Trabzonspor - Beşiktaş
İlk yarıyı tam olarak izleyemedim işlerim dolayısıyla o yüzden ne söylesem yalan olur ilk yarıyla ilgili. Nobre ve Holosko'nun ilk 11'de başladığı maçta gol mol atamayız diyerek çıktım evden. 40. dakikaydı eve girdiğimde. Yine saçma bi gol kaçırmış sanırım Holosko. İkinci yarıda da değişen birşey olmadı. Kaleye gidemeyen Beşiktaş, sürekli dayak yiyen bir Beşiktaş orta sahası, eyyamspor Kuddusi, Trabzonspor golünden önce olmayan faulü yaratan Kuddusi, gol ortasında Ernst'e yapılan faulü vermeyen Kuddusi. Korkma Kuddusi, ben seni korurum diyesim geldi. Maçın yıldızıydı. Yataş yetkililerine sesleniyorum, Ülker'e parası neyse versinler, Trabzonspor'a sırt reklam sponsoru olsunlar. Bu kadar yatan takım tek kişiliksiz İstanbul Büyükşehir Belediyespor sanıyordum. Değilmiş. Son olarak liseli ergenler gibi topsuz alanda İbrahim Toraman'a yumruk atan Teofilo Gutierrez iki yakan bir araya gelmesin inşallah. Sevimsiz.
30 Eylül 2010 Perşembe
Rapid Wien - Beşiktaş
Gecenin iki tane kilit fotoğrafı var. Hani hiç birşey yazmasak bile o iki fotoğraf geceyi özetleyebilir. İlk 11 belki de Trabzonspor deplasmanı düşünülerek kenarından köşesinden kırpılmıştı. Değişmeyen şey Hakan Arıkan'ın üstüste yaptığı 2 hataya rağmen ilk 11'de olmasıydı. Yalan yok, çok kızdım Schuster'e maçtan önce. Çok büyük risk aldı. Sonunda da kazanan oldu.
Quaresma sakatlanıp oyundan çıkana kadar ilk 25 dakika mahvetti Rapid Wien sol kanadını, direkten dönen topta da sakatlandığı pozisyonda da şanssızdı. O andan itibaren çoğu Beşiktaşlının maç konsantresi yarı yarıya düşmüştür. Sonuçta şu anki oyunlarıyla Quaresma, Guti, Bobo ve Ernst takımın herşeyi. Quaresma'sız bir Trabzonspor deplasmanı... Allah yardımcımız olsun.
İkinci yarıda avel avel sahada dolaşırken hiç olmayan bir pozisyonda ilk yarıda topu dışarı ittiren direk Veli Kavlak'ın şutunda içeri aldı. Bu şanssızlık mı şans mı tartışılır. Bana göre şanstı. Yediğimiz golden sonra kendimize geldik. Manisaspor'dan geldiğinden beri oyununu bir kademe ilerletemeyen ve tek vasfı hızlı koşmak olan Holosko'nun takipçiliği ve kalecinin büyük hatasıyla 5 dakika geçmeden beraberliği yakaladık ve o moralle bir daha oyunun kontrolünü hiç kaptırmadık. Guti resmen futbol için yaratılmış. Top ona geldiğinde rahatlıkla arkama yaslanıp vereceği pasları izliyorum. Yine müthiş paslar attı. Gol ardından Holosko iki yüzde yüzlük pozisyonda pas vermeyip şut çekerek saç baş yoldurdu. Krize giren maça çare yine Bobo oldu ve Beşiktaş tarihinin Avrupa Kupaları'ndaki en golcü yabancı oyuncusu olma rekorunu perçinledi. Oktay'a da bir adım daha yaklaştı. 85. dakikada Schuster'e yüklenenleri utandıran iki kurtarış yaptı Hakan. İkincisi sakatlanma pahasınaydı. Helal olsun. Kurtarışı için değil, o özveriyi gösterdiği için. Sonuç olarak çok ama çok önemli bir galibiyet aldık. 2 maçta 6 puanla İnönü'de ağırlayacağımız Porto'yu beklemeye başladık. Oradan alacağımız bir 3 puan grup maçlarını bizim için bitirir. Şimdi sırada Quaresma'sız çıkılacak Trabzon deplasmanı var. İşimiz zor ama bu takım bu sene kazanmayı alışkanlık haline getirdi. Teşekkürler çocuklar, teşekkürler Schuster...
Quaresma sakatlanıp oyundan çıkana kadar ilk 25 dakika mahvetti Rapid Wien sol kanadını, direkten dönen topta da sakatlandığı pozisyonda da şanssızdı. O andan itibaren çoğu Beşiktaşlının maç konsantresi yarı yarıya düşmüştür. Sonuçta şu anki oyunlarıyla Quaresma, Guti, Bobo ve Ernst takımın herşeyi. Quaresma'sız bir Trabzonspor deplasmanı... Allah yardımcımız olsun.
İkinci yarıda avel avel sahada dolaşırken hiç olmayan bir pozisyonda ilk yarıda topu dışarı ittiren direk Veli Kavlak'ın şutunda içeri aldı. Bu şanssızlık mı şans mı tartışılır. Bana göre şanstı. Yediğimiz golden sonra kendimize geldik. Manisaspor'dan geldiğinden beri oyununu bir kademe ilerletemeyen ve tek vasfı hızlı koşmak olan Holosko'nun takipçiliği ve kalecinin büyük hatasıyla 5 dakika geçmeden beraberliği yakaladık ve o moralle bir daha oyunun kontrolünü hiç kaptırmadık. Guti resmen futbol için yaratılmış. Top ona geldiğinde rahatlıkla arkama yaslanıp vereceği pasları izliyorum. Yine müthiş paslar attı. Gol ardından Holosko iki yüzde yüzlük pozisyonda pas vermeyip şut çekerek saç baş yoldurdu. Krize giren maça çare yine Bobo oldu ve Beşiktaş tarihinin Avrupa Kupaları'ndaki en golcü yabancı oyuncusu olma rekorunu perçinledi. Oktay'a da bir adım daha yaklaştı. 85. dakikada Schuster'e yüklenenleri utandıran iki kurtarış yaptı Hakan. İkincisi sakatlanma pahasınaydı. Helal olsun. Kurtarışı için değil, o özveriyi gösterdiği için. Sonuç olarak çok ama çok önemli bir galibiyet aldık. 2 maçta 6 puanla İnönü'de ağırlayacağımız Porto'yu beklemeye başladık. Oradan alacağımız bir 3 puan grup maçlarını bizim için bitirir. Şimdi sırada Quaresma'sız çıkılacak Trabzon deplasmanı var. İşimiz zor ama bu takım bu sene kazanmayı alışkanlık haline getirdi. Teşekkürler çocuklar, teşekkürler Schuster...
28 Eylül 2010 Salı
Yeni Yönetim ve Değişenler
Uzun zamandır böyle bir yazı yazmak istiyordum ama gerek üşengeçlik gerekse zamandan dolayı yazamıyordum. Öncelikle şunu belirterek başlayayım yazıya; Beşiktaş taraftarı ne yaparsa yapsın Demirören'i affetmeyecektir. Quaresma ve Guti geldi, kral başkan oldu yæ'cılara yapayım bu uyarıyı baştan.Yiğidi öldür hakkını teslim et demişler. Şu sezona kadar verdiği demeçler, yaptığı hareketlerle bile Yıldırım Demirören, Beşiktaş tarihinin en başarısız yönetimidir. Ama bu sene en azından nötrleyecek, pozitife yaklaştıracak duruma gelmiştir. Yeni yönetim ile birlikte değişen şeyleri elimizden geldiğince sıralayalım; Her ne kadar şampiyon yapmış olursa olsun Mustafa Denizli ile yolların ayrılması bence oldukça yerinde bir karardı. Beşiktaş, Tigana ve Ertuğrul Sağlam dönemi dahil bu kadar esir futbol oynamamıştı. Yapılan anlamsız ve vizyonsuz transferlerde Ertuğrul Sağlam son 10 yılın 1 numarası olsa da taktiksel açıdan Mustafa Denizli gibi kendini geliştirememiş ve hâla futbolu 80lerde oynanıyor gibi sanan isimle yola devam etmek intihar olacaktı. Denizli'nin hastalığı da ortaya çıkınca anlaşılan sözleşme yürürlüğe konulmadı ve Getafe ile yakaladığı başarılar sonrası Real Madrid'i çalıştıran ardından görevine son verilen Bernd Schuster ile anlaşıldı. Böyle bir "marka" ismin kulübede oturması yönetimin yapacağı atılımın ilk parçası oldu. Gelecek olan kalburüstü oyunculara Denizli'yi açıklayamazsınız ama gayet tabii Schuster önemli bir kıstastır.
Öyle de oldu. Guti ve Quaresma gibi Türkiye Ligi'nin çok üzerinde iki isim Beşiktaş forması giymeye başladı. UEFA'ya katılmak için 3 tur geçmesi gereken takıma böyle isimleri getirmek ne kadar zorsa bir önceki sene Şampiyonlar Ligi gelirlerini İsmail Köybaşı ve Rodrigo Tabata gibi iki isme yönlendirmiş bir takımın bu sezon UEFA'dan gelecek para kısıtlıyken sadece Tabata parasına transfer dönemini sonlandırması birebir yönetim başarısıdır. Schuster'in tecrübesine güvenerek çıkılan yolda eldeki enkazdaki oyuncular temizlenmiş, takımdaki eksikler gedikler belirlenerek Demirören yönetiminde geçen seneler içinde bonservislere en az para harcanan sene olmuştur.
Yıllar yılı pazarlama açısından sürünen bir Beşiktaş varken yeni soluklu yönetimle Quaresma ile beyaz forma, Guti ile çubuklu forma tanıtılarak daha önce kulüpte hiç kullanılmamış bir yönteme başvurulmuştur. Siyah formayı tanıtması beklenen 3. transfer maliyetleri hesaba katılarak vazgeçilmiş ve 3. formamız da ilk defa maçta giyilmiştir. Yıllardır beklenen kırmızı formanın kaleci forması olarak çıkması, ancak kaleci formalarının Kartal Yuvaları'nda satışta olmaması pazarlama departmanının bir eksiği olarak gösterilebilir. Türkiye gibi alım gücü düşük olan bir ülkede ilk forma çıkış tarihinden 4-5 ay sonra, sezonun 2. yarısında 4. formayı çıkarmak da oldukça mantıklı bir hamledir. 1 hafta önce satışa çıkarılan ve Beşiktaş taraftarının yıllardır özlemini duyduğu, açık arttırma sitelerinde 300-400 liralara kadar alıcısı olan 100. yıl nostalji formasını reklamsız bir şekilde, bir marka üretmeden direk Kartal Yuvası bünyesinden çıkarmak ve 40 lira gibi makul bir fiyat koymak da pazarlama departmanının ne kadar doğru yolda olduğunu göstermektedir. Rakiplerimiz garip formalarla sahaya çıkarken, özümüze dönüp en azından evimizdeki maçlarda beyaz forma-siyah şort-beyaz tozluk üçgeniyle sahaya çıkmak da özlediğimiz Beşiktaş'ı bize getiren bir başka etkendir.
Futbol ekseninde bunlar olurken ve yönetim övülürken açıkçası basketbol dışında ve biraz da hentbol dışında amatör branşları takip edemediğim için bir yergi ya da övgüde bulunamayacağım. Ancak yıllar yılı aşina olduğumuz "Beşiktaş x şubesinde sporcular paralarını alamadıkları gerekçesiyle idmanı boykot ettiler" şeklinde haber çıkmaması en büyük temennimiz. Mali yapıyı düzeltip, o sporcuların da emeklerini vermeyi başarabilirse bu yönetim son yıllardaki en başarılı yönetim olmaya daha sezon başı hareketleriyle adaydır benim gözümde. Amatör branşlardaki durumu ilgili arkadaşlar yorum olarak bırakabilir. Hem ben hem de benim gibi amatör branşları takip etmekte zorlanan diğer Beşiktaşlılar da bilgilenmiş olur. Kulüpteki bu güzel havanın hiç bozulmaması dileğiyle...
Dexter Season 5
Korkmayın, spoiler falan vermeyeceğim :) O kadar insafsız değilim. Sezon 5 başladı, bilmeyenlerin haberi olsun, haberi olanların da Dexter haftaları kutlu olsun. Allah Michael C. Hall'a sağlık versin. En son böyle bi performans sanırım Batman: Dark Knight'da görmüştüm. İzleyenler hangi sahneden bahsettiğimi anlayacaktır, izlemeyenler de bi an önce izlesin de şifreli şifreli yazmak zorunda kalmayayım. İyi seyirler tekrardan...
25 Eylül 2010 Cumartesi
10-11 | Beşiktaş - Antalyaspor
Hâla stresten ellerim titriyor. Uzun zamandır bu kadar garip bir maç izlememiştim herhalde. Aynı zamanda bu kadar anti futbol modunda sahaya çıkan takım da... Maç öncesi Hakan Arıkan'ı kalede görünce hayatın anlamını sorguladım Schuster sayesinde. Tamam, rotasyon bir teknik direktör tarzıdır. Kimi Schuster gibi her hafta farklı 11 kullanır, kimi Lucescu gibi ideal 11'i bulur ve takımla oynamaz. Ama dünyanın hiç bir takımında kalede rotasyon yapıldığını görmemiştim ben bu yaşıma kadar. Daha göreceğimiz çok şey var demek ki.
Guti'nin kısa sürede bu kadar takımın bel kemiği haline geldiğini gördük. Allah başka sakatlık vermesin. Orta göbekte şu ana kadar hep defansif öncelikli görevlerde kullanılan üçlü Necip, Ernst, Aurelio ile başlayıp bi kanada Quaresma, bi kanada Tabata, ileride de Bobo'yu kullanarak başladık. İlk yarının ikinci kısmında Tabata forvet arkasına geldi Quaresma Bobo'nun yanına geçti 4-3-1-2 gibi bir hal aldık. Antalyaspor'un sanıyorum ilk yarıdaki tek şutu 30. dakikada geldi. Oyunu domine eden kısımdık ancak efektif olamadık. Bu kadar rahat hücum etmemizin bir sebebi Djehoua'nın 3. dakikadaki sakatlığı olabilir. İlk yarı sinir harbi şeklinde 0-0 tamamlandı.
İkinci yarıda değişiklik yoktu. Quaresma biraz daha hareketli, Bobo daha yardımcı, Tabata daha yaratıcı, Ernst bi kademe daha önde olunca Antalyaspor iyice yarı sahasına hapsoldu. Guti'ye nazire yaparcasına mükemmel bir pas veren Ernst, Bobo'yu topla buluşturdu. Bobo da ayağının dışıyla golü yaparak takımı rahatlattı. Golden sonra bi 10 dakika inanılmaz goller kaçtı. Ve kaçınılmaz son... Beşiktaş forması giydiğinden beri şahsen bana hiç bir zaman güven vermeyen ve daha geçen hafta derbi maçta takımın pimini çeken Hakan Arıkan yine akıl almaz bi hatayla ileri çıkmaya bile mecali olmayan Antalyaspor'a golü resmen hediye etti. Hem kendini, hem takımı yaktı. Hem de atamayana atarlar kuralını bir kez daha devreye soktu. 1-1'den sonra yine oyunu çirkinleştiren, ağırdan alan, sert faullerle durduran bir Antalyaspor vardı. Maç tekrar sinir harbine döndü ve yine sahneye Guti'leşen Ernst çıktı. 90+1'de harika bi arapasıyla yine Bobo'yu buluşturdu. Bobo da 90+1'de Hakan'ı adeta ipten aldı. Şu maçta iki takımın oyununa bakarak söylüyorum; puan kaybetseydik inanılmaz üzülecektim. Bi şekilde eğrisi doğrusuna denk geldi. Ernst-Bobo ortak yapımı 2 golle 3 puanı zor da olsa aldık.
Şimdi sırada Rapid Wien maçı var. Grupta 3. ve 4. maçlar Porto'yla. O maçlara 6 puanla çıkmak yararımıza olacaktır. Yenemezsek de yenilmememiz gereken bir karşılaşma. Umarım kalede Cenk'i görürüz. Son bi not da Bobo'ya; Bobo, Beşiktaş forması giymeye başladığından beri Antalyaspor'la yaptığımız 10. resmi karşılaşma. Bobo'nun Antalyaspor'a attığı gol sayısı 11. Helal olsun sana...
Guti'nin kısa sürede bu kadar takımın bel kemiği haline geldiğini gördük. Allah başka sakatlık vermesin. Orta göbekte şu ana kadar hep defansif öncelikli görevlerde kullanılan üçlü Necip, Ernst, Aurelio ile başlayıp bi kanada Quaresma, bi kanada Tabata, ileride de Bobo'yu kullanarak başladık. İlk yarının ikinci kısmında Tabata forvet arkasına geldi Quaresma Bobo'nun yanına geçti 4-3-1-2 gibi bir hal aldık. Antalyaspor'un sanıyorum ilk yarıdaki tek şutu 30. dakikada geldi. Oyunu domine eden kısımdık ancak efektif olamadık. Bu kadar rahat hücum etmemizin bir sebebi Djehoua'nın 3. dakikadaki sakatlığı olabilir. İlk yarı sinir harbi şeklinde 0-0 tamamlandı.
İkinci yarıda değişiklik yoktu. Quaresma biraz daha hareketli, Bobo daha yardımcı, Tabata daha yaratıcı, Ernst bi kademe daha önde olunca Antalyaspor iyice yarı sahasına hapsoldu. Guti'ye nazire yaparcasına mükemmel bir pas veren Ernst, Bobo'yu topla buluşturdu. Bobo da ayağının dışıyla golü yaparak takımı rahatlattı. Golden sonra bi 10 dakika inanılmaz goller kaçtı. Ve kaçınılmaz son... Beşiktaş forması giydiğinden beri şahsen bana hiç bir zaman güven vermeyen ve daha geçen hafta derbi maçta takımın pimini çeken Hakan Arıkan yine akıl almaz bi hatayla ileri çıkmaya bile mecali olmayan Antalyaspor'a golü resmen hediye etti. Hem kendini, hem takımı yaktı. Hem de atamayana atarlar kuralını bir kez daha devreye soktu. 1-1'den sonra yine oyunu çirkinleştiren, ağırdan alan, sert faullerle durduran bir Antalyaspor vardı. Maç tekrar sinir harbine döndü ve yine sahneye Guti'leşen Ernst çıktı. 90+1'de harika bi arapasıyla yine Bobo'yu buluşturdu. Bobo da 90+1'de Hakan'ı adeta ipten aldı. Şu maçta iki takımın oyununa bakarak söylüyorum; puan kaybetseydik inanılmaz üzülecektim. Bi şekilde eğrisi doğrusuna denk geldi. Ernst-Bobo ortak yapımı 2 golle 3 puanı zor da olsa aldık.
Şimdi sırada Rapid Wien maçı var. Grupta 3. ve 4. maçlar Porto'yla. O maçlara 6 puanla çıkmak yararımıza olacaktır. Yenemezsek de yenilmememiz gereken bir karşılaşma. Umarım kalede Cenk'i görürüz. Son bi not da Bobo'ya; Bobo, Beşiktaş forması giymeye başladığından beri Antalyaspor'la yaptığımız 10. resmi karşılaşma. Bobo'nun Antalyaspor'a attığı gol sayısı 11. Helal olsun sana...
24 Eylül 2010 Cuma
Kazım Kanat
22 Eylül 2010 Çarşamba
2K11 #3
Derrick Rose ustanın eline sağlık, pek bi lezzetli gözüküyor :) Daha önceki 2K11 yazımda da yazdığım gibi "The Flu Game" Majesteleri görevlerinin en vurucusu olacak gibi gözüküyor. Az kaldı...
21 Eylül 2010 Salı
Askerlik vol. 2
Cuma günkü tecili kaldırma olayından sonra dün de can dostum güzel insan Samuray ile hastaneye yol alıp o efsaneleşen muayene aksiyonuna tanık olduk. Önce boy, kilo ölçümü. Daha sonra bi odada 3 doktor, 3 asker olmayı bekleyen eleman.Komut; üstlerinizi çıkarın
İçses; aha şimdi şortu da indirin diyecek
Komut; faça, ameliyat, dövme gibi izleri olan var mı?
Ben; Var bende iki tane.
Komut; tamam. şimdi de ayakkabılarınızı çıkartın.
Tekrar komut; tamam giyebilirsiniz. hiç biriniz düz taban değilsiniz.
İçses; bitti lan galiba
Teşhis; kilo fazlalığı ve sağ kolda tatuaj
İçses; tatuaj ne lan hahaha
Komut; tecili kaldırdığınız şubeye gidip bunları veriyorsunuz ve sınav tarihinizi beklemeye başlıyorsunuz. çıkabilirsiniz.
İçses; 10 dakika sürmedi, ne güzel.
Ben; kolay gelsin kom'tanım...
Episode 2'de başarıyla tamamlandı. Şubeye gidilip evraklar teslim edildi. Şimdi Kasım ayı içerisinde gidip o meşhur "sarı zarf" alınacak. Adım adım askerliğe yaklaşırken F5 tuşu tek tip askerlik haberlerinden dolayı aşınacak herhalde. Ya kısa dönemin son tertibi olacağız 337'ler olarak, ya da tek tip askerliğin ilk kobayları. Allah hayırlısı neyse onu nasip etsin. Beklemekten başka çare yok şu an için...
20 Eylül 2010 Pazartesi
10-11 | Fenerbahçe - Beşiktaş
Maç yazısı yazmak için geç kaldığım günlerde ya da sıcağı sıcağına yazamadığım günlerde yazmaktan soğuyorum. O yüzden genel bir değerlendirme, eksiler artılar hakkında bi yazı yazayım dedim. Öncelikle bu skorun genel kanı her ne kadar Beşiktaş favori görüşü hakim olsa da oldukça yeterli olduğunu düşünüyorum. Bi derbide deplasmanda alınan beraberlik her ne olursa olsun iyidir. Maçtan önce rotasyondan dolayı değil de defansı öne kurmasından çekindiğimden hep "aman Schuster" diyordum. Egolarının mantığının önüne geçmesine izin vermedi ve takım savunması yapılması gerektiği gibi yapıldı. Defans hattı orta sahaya kadar çıkmadı. Bu güzel birşey. Ancak bu sefer de rotasyon bel büktü. Sezon başından beri nazar deymesin Cenk harika maçlar çıkarmışken şahsen bu tip maçların mimli adamı Hakan Arıkan'ın forma giymesini çok yadırgadım. Aurelio-Necip tercihi ne kadar mantıklıysa İsmail-İbrahim Üzülmez tercihi de bi o kadar yanlıştı bana göre. Gerçi İsmail oyunuyla maç öncesi kafamdaki soru işaretlerini sildi ancak bunun deneme yanılma maçı deplasmandaki bi derbi olmamalıydı.
Maç sanki 3 devre halinde oynandı. Maçın başında biz. 25-45 arası Fenerbahçe, ikinci yarı tekrar biz maça hakim taraftık. Zaten maç sonu gelen istatistiklere baktığımızda; olumlu pas, topla oynama gibi yüzdelerde hep önde olduğumuz görülüyor. Önce Ekrem'in dağa sonra Hakan'ın sakatlığı Schuster'in de ikinci yarıda yapacağı değişikliklerle maçın seyrini değiştirme ihtimalini ortadan kaldırdı. Değişiklik yapması gereken dakikada da yapılması gereken değişikliği yapıp oyunu değiştirdi. İkinci yarı başında Emre-Özer ortalarında da Alex değişikliği açıkçası işimizi kolaylaştırdı. Fenerbahçe kapandı, Beşiktaş yüklendi. Bu dakikalarda Stoch yerine Gökhan Ünal'ın tercih edilmesi de oldukça garipti. Sonuç olarak bas bas bağırarak geliyorum diyen gol penaltıyla olsa da geldi. Kaypak Bilica geçen sene olduğu gibi yine bi işler karıştırmaya çalıştı ancak hakem izin vermedi. Guti de bu önemli derbide golünü atarak beraberliği getirdi. Fenerbahçe öyle bi haldeydi ki maç 10 dakika daha oynansa çok rahat 2. golü bulup galip gelebilirdik. Ama yazının başında da dediğim gibi rakip ne durumda olsun bu bi derbi maçıdır ve derbilerde deplasmanda alınan her puan değerlidir. Son olarak Saraçoğlu'nda İnönü atmosferi yaşatan 2500 kartal yüreğe teşekkürler, boğazlarına sağlık. Beşiktaş taraftarıyla güzel...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

