17 Aralık 2009 Perşembe

Charissa Thompson

Dünya dışı güzellikler serisi vol. 4




Cheetos Sweetos

Tansaş'larda ufak paketler halinde satılıyor. 4'üncü yiyişim falan. Her seferinde tadı damağımda kalıyor. Sanırım daha deneme aşamasındalar, ufak paketlerde satılıyor. Buradan yetkililere sesleniyorum, denedik, beğendik. Artık şunun jumbo boyunu yapın. Süpermarketlerde denk gelirseniz mutlaka deneyin, 50 kuruş bişey zaten.

Afiyet olsun...

Avrupa Defteri Kapandı

UEFA bugün açıkladığı karar neticesinde Wolfsburg maçından önce UEFA'nın yasakladığı ilaçlar listesinde bulunan Sudafed içerek maça çıkan Sergei Ignashevich ve Aleksei Berezutsky'ye 1 maç oynamama cezası ve CSKA Moskova klubüne de 25,000 Euro para cezası verdi. Zaten bu iki futbolcu Beşiktaş maçında oynamadıkları için cezalarını çekmiş sayıldılar. CSKA Moskova'nın bi sonraki Avrupa maçında görev verilmesi durumunda takımlarındaki yerlerini alabilecekler. Verilen ceza çok ama çok hafif geldi. Hele biraz da duygusal yaklaşarak CSKA'nın Avrupa'dan ihracını isteyen Türkiye cephesi için bu karar resmen hayal kırıklığı yarattı. Umarım bu cezaların standartını kaçırmaz UEFA. Bu verilen kararla birlikte 2009-2010 için 2 hedefimiz kaldı. Geçen sene duble yaptığımız Türkiye Kupası ve Lig. Allah oyuncularımızın yanında olsun, Mustafa Denizli'nin tavşanlarından korusun. Amin.

16 Aralık 2009 Çarşamba

2010 Dünya Basketbol Şampiyonası

2010 yazında Türkiye'de düzenlenecek olan Şampiyona'nın kuraları dün çekildi. Buna göre;

A Grubu (Kayseri): Arjantin - Sırbistan - Avustralya - Almanya - Angola - Ürdün
B Grubu (İstanbul): ABD - Slovenya - Brezilya - Hırvatistan - İran - Tunus
C Grubu (Ankara): Yunanistan - Türkiye - Porto Riko - Rusya - Çin - Fildişi Sahilleri
D Grubu (İzmir): İspanya - Fransa - Kanada - Litvanya - Yeni Zelanda - Lübnan

İzmir'deki maçlara gerek görevli gerekse de izleyici olarak katılmak istiyorum. Bakalım hangisi nasip olacak. Dünya üzerinde en nefret ettiğim basketbolcu Pau Gasol'un da İzmir sınırlarına ayak basacak olması kaderin bi cilvesi olsa gerek. İspanya, Fransa, Litvanya gibi üç önemli ülkeyi ağırlayacağız İzmir olarak. Ben yine de A Grubu'nun İzmir'de yapılmasını tercih ederdim. Yunanistan'la son turnuvalarda olduğu gibi bu turnuvada da eşleşmiş olmamız çok ironik. Yunanistan'ı da şahsen İzmir'e isterdim. Keyifli dakikalar olabilirdi.

Gelelim bizim grubumuza. İlk torbadan zaten Arjantin, İspanya, Yunanistan gibi ekol ülkelerden biri gelecekti. Yunanistan oldu. 3. torbadan zor bi takım çektik diyebiliriz. Guard rotasyonu güçlü (Arroyo, JJ Barea, Ayuso) bi Porto Riko başımızı ağrıtabilir. Rusya'da Kirilenko turnuvaya katılacağını açıkladı. Rusya'nın 2007 finalinde evsahibi İspanya'ya karşı finalde galip gelerek şampiyon olduğunu hatırlatalım. Formda bi Rusya can sıkabilir. Çin ve Fildişi Sahilleri ise grupta 5. ve 6. sıra için adaylarım. Bu gruptan Tanjevic'e rağmen öyle ya da böyle çıkarız. Önemli olan kaçıncı sırada çıkacağımız. D Grubu'yla çapraz eşleşip 1-4 / 2-3 olarak eşleşeceğiz. İspanya ve Litvanya'dan yırtarsak o turu da taraftarımızın desteğiyle geçeriz. Madalyaya giden yol Tanjevic'in kafasındaki tilkilerden geçiyor. Yıllarca bizi 2010'da madalya bahanesiyle uyuttular. Bakalım bu turnuvada neler yapacağız...

Son olarak fikstürümüz;

28 Ağustos Cumartesi / Fildişi Sahili - Türkiye
29 Ağustos Pazar / Türkiye - Rusya
31 Ağustos Salı / Yunanistan - Türkiye
1 Eylül Çarşamba / Türkiye - Porto Riko
2 Eylül Perşembe / Türkiye - Çin

ve şampiyona maskotumuz;

Dana Etli Noodle

Çin mutfağını sevdiğimi bilenler bilir. Size son keşfim dana etli noodle yapımını anlatmak istiyorum.

Kipa/Tansaş tarzı yerlerde makarna reyonunda kenarda köşede bulunan noodle alınır. Su tencerede kaynatılır, tuz koyulmamasına özen gösterilir. Noodle'lar yapışmasın diye suya az biraz yağ damlatılır. Su kaynadıktan sonra noodle'lar içine atılıp 3 dakika haşlanılır. Haşlanan noodle'lar süzülüp bi köşeye konur. Daha önce marketten aldığımız dana etleri ince ince doğranıp, 1 su bardağı kızgın yağın içine atılıp çiğliği gidinceye kadar kavrulur. Etler kavrulduktan sonra kevgire konulup yağı süzülür. Ayrı bi yerde jülyen usulü doğradığımız havuç, kırmızı biber, yeşil biber, lahana, soya filizi 3 kaşık yağ ile birlikte wok'un içinde sotelenir. İçine, haşladığımız noodle'lar ve dana etleri koyulup 5 kaşık soya sosusyla birlikte karıştırılır. 1 dakika karıştırıldıktan sonra servis edilir.

Kullanılan Malzemeler;

1 paket noodle
350 gr dana eti (sinirsiz)
2'şer tane kırmızı biber ve yeşil biber
1 tane büyük havuç
1 komposto kasesi kadar lahane
1 demet soya filizi
1 bardak mısırözü yağı
5 kaşık soya sosu

Afiyet olsun...

15 Aralık 2009 Salı

Hafta Arası Futbol


15 Aralık Salı

18:00 Pohang-Estudiantes / NTV Spor (FİFA Dünya Kulüpler Kupası Yarı Final)
22:00 Man United-Wolves / Spormax

16 Aralık Çarşamba
18:00 Atlante-Barcelona / NTV Spor (FİFA Dünya Kulüpler Kupası Yarı Final)
20:00 Montpellier-Bordeaux / Kanal A
20:00 Basel-Fulham / Futbol Smart
20:00 S.Graz-Galatasaray / Euro Futbol & Star TV
21:45 Chelsea-Portsmouth / Spormax
21:45 Burnley-Arsenal / Spormax
21:45 Liverpool-Wigan / Spormax
21:45 Tottenham-Man City / Spormax
22:00 Paris Saint Germain-Lens / Kanal A
22:05 S.Prag-Kopenhag / Futbol Smart

17 Aralık Perşembe
22:05 Fenerbahçe-Sheriff / Euro Futbol

Dexter

Böyle bi dizi böyle bi sezon finali olamaz. 3 Ekim 2010'a kadar beklemek nedir ulan! Ayıp sizin yaptığınız be. Dizi biteli 1 saat falan oldu hâla avel avel ekrana bakıyorum. Amerikalı senaristlere saygı duymamak elde değil. Adamlar yapıyor kardeşim. Sonra diyorlar Türk dizisi niye izlemiyorsun, neyini izleyeyim? At, avrat, silah üçgeninde dönen basmakalıp diziler. Neyse, daha fazla yazamayacağım. Sizi Dexter'ın -adını bilmediğim ve bulamadığım- fragmanımsı görüntüsüyle başbaşa bırakıyorum...



edit : Buldum rahatladım. Doğru kelime jenerik olacak...

14 Aralık 2009 Pazartesi

Manisaspor - Beşiktaş #2

Maç öncesi herşey çok güzeldi. Önce Bornova Metro'da Şairler Parkı'ndan Ege ile buluşma, ardından Ekşi Beşiktaş'tan Eser Gökulu'nun bizi gelip alması ve arabayla biraz da bilet kalmaz korkusuyla erkenden yola koyulmamız. İzmir'den çıkmadan önce üzerimizdeki kalın şeylerin etkisiyle terlememiz Manisa yolculuğu öncesi bizi ümitlendirdi. Ama Manisa'ya varınca işin öyle olmadığını anladık. Saat 3 gibi şehre vardığımızda hava 8 dereceydi ama hafiften esen rüzgarın geceyi mafedeceği belli olmuştu. Önce o soğukta şehir merkezine 15-20 dakika yürüyüp Manisa kebaplarını mideye indirdik. Restaurant'ın ortasındaki lavabo ise hepimizi dehşete düşürdü :) Kebaplardan sonra spor niyetine bi 15-20 dakikalık daha yürüyüş ve stad önü. Yavaştan kalabalıklaşan atmosfer ve içimizi ısıtmak için derme çatma bi büfeden plastik bardaklar içinde alınan çaya 1'er lira veriş. Gözlerimiz Sir Winston Tea House tabelasını aramadı değil. Saatler 5 buçuk civarını gösterdiğinde biz arabaya geçmiş kaloriferde ısınmaya çalışıyorduk, hava kararmıştı bile.

Saat 6 gibi Antalya'dan ve İstanbul'dan gelenler oldu. Ege onlarla tanıştırdı, biletler alındı. Hoşbeş muhabbet, gırgır şamata derken kapılarda itiş kakış başladı. Yanımızda bayanların da olmasıyla stada erken girelim dedik, iyi ki de öyle yapmışız. Maçı TV'den izleyen arkadaşlardan aldığımız habere göre stad turnikeleri patlamış, ayılanlar, bayılanlar, ezilenler olmuş. Turnikelerde bu hengameler yaşanırken biz de bağırarak kendimizi ısıtmaya çalışıyorduk. Maçın başlamasına 10-15 dk kala stad skorboard'unda sıcaklık 6 dereceydi. Oyuncular ısındı, soyunma odasına gitti. Bizim tribün beklemediğimiz kadar doldu. Sahada İsmail'i, Bobo'yu, Ernst'i, Ferrari'yi, Sivok'u görüp mutlu olduk. Düdük çaldı, 3'lü girdi. Ardından tribün sustu. Biz, son yılların en kötü tribün performansı diye düşünürken gelen mesajlarda tribünün gayet iyi olduğu söyleniyordu. Biz de anlam veremedik. Oyun olarak sahada hiç bişey yoktu. Bobo İbrahimovic'vari bi gol attı. Neden Bobo, Bobo diye yıllardır götümü yırttığıma hak verdirircesine güzel bi goldü. Ardından hemen gelen Manisaspor golü, hem gol orucumuzu bozdu hem de oyun planını alt üst etti. Ondan sonrası Mustafa Denizli'nin 70 dakika maçı aynen bizim yaptığımız gibi ellerini bağlayıp izlemesi, Tabata'yı, Serdar Özkan'ı kenarda unutması, Nihat'ın abuk şutları, Fink'in, Ekrem'in, İsmail'in, Tello'nun, İbrahim Toraman'ın, Rüştü'nün ve hatta Ernst'in kötü oyunuyla geçti. Takımda ayakta kalan iki isim Ferrari ve Sivok oldu. Onlar da son dakikalarda oyundan düştüler. Dondurucu soğukta bizi hiç de tatmin etmeyen bi oyunla ve bu oyunun skora yansımasıyla beraberlikle döndük.

Maç bitişi Manisasporlular çıktıktan 1 saat sonra çıkabildik. Arabaya doğru yürürken tüm eklemlerimiz ve ayak altlarımız ağrıyordu. Arabaya bindik, İzmir yerine İstanbul tarafına döndük. Hatayı anlayıp doğru yola girdik. Sıfır ışıklı bi yolda 40'la 50'yle kıyıdan köşeden, arabanın verdiği sıcaklıkla yayıla yayıla geldik. Bu güzel deplasman için Ekşi Beşiktaş'tan Eser Gökulu'ya ve Şairler Parkı'ndan Ege'ye teşekkürlerimi sunuyorum...

13 Aralık 2009 Pazar

Manisaspor - Beşiktaş

Bugün Manisa'dayız. Ekşi Beşiktaş tayfasından Eser Gökulu ve Şairler Parkı yazarlarından Ege ile umarım güzel bi seyahat olur ve İzmir'e dönüp eve girdiğimizde "değdi be" diyebiliriz. (Beşiktaş'ımızdan galibiyet beklentimizin yanı sıra dün geceden beri büyük bi hevesle Manisa sınırları içinde yiyeceğimiz kebapları da düşünmüyor değiliz.) Cuma ve Cumartesi iki rakibimiz de yenilgiden geri dönüp hanelerine 3 puan yazdırmayı başardılar. Biz Beşiktaşlılar olarak kalplerimiz o kadar sağlam değil. Maçın başında ve devrenin sonunda atalım 1'er gol, tribünde makaramıza bakalım.

En son Manisaspor ile Manisa'da oynadığımızda 2007'nin yine bi soğuk kış günüydü. 1-0 geriye düştüğümüz maçta Bobo'nun bulduğu iki golle galibiyete uzanmıştık. O sene Manisaspor küme düştü. 2 Sezon sonra tekrar Manisa'dayız. O zamanki Manisaspor'dan çok şey değişti. Öncelikle arkalarını dayadıkları Vestel sponsorluğunu kaybettiler. 2. ligde bellerini doğrultup tekrar geldiler. 2007'deki kadroda Mustafa Denizli'nin prensi -ve itiraf edeyim geldiğimde benim de inanılmaz sevindiğim- Uğur İnceman kaptandı, Holosko'nun Beşiktaş'a transfer söylentileri vardı ve oyundan erken çıktığı için teknik direktörüyle tartışmıştı. O günden günümüze iyi ki de Holosko gibi bi oyuncuya sahibiz diyebiliyorum ama Uğur için aynı şeyleri söyleyemiyorum. Holosko hergün üstüne koyarken, Uğur hergün geriye gidiyor.

10 gün sonra tekrar Manisa'da olacağız bu sefer Türkiye Kupası maçı için. O'nun telafisi var, rakiplerimizin kazandığı haftada bu lig maçının telafisi yok. Artık bi gelenek haline gelen isteğimi sayın Mustafa Denizli'ye tekrar iletiyorum. Az tavşanlı bi kadro olsun, oyuncularımız abuk mevkilerde abuk görevlerle oynamak zorunda bırakılmasın. Yiyeceğimiz kebaplar güzel olsun, hava buz gibi olmasın. 3 puanı alıp oyuncularımız hayırlısıyla İstanbul'a biz de güzel İzmir'imize dönelim... Son olarak;

Saldır Beşiktaşım ooollleeeeeeyyyy...

11 Aralık 2009 Cuma

Transfer Gündemi

Devre arası transfer dönemi yaklaştıkça tranfer söylentileri de artıyor. Son söylentilerden biri devre arasında veya sezon sonunda Beşiktaş - Galatasaray arasında oyuncu alışverişi olacağı yönünde. Ben de bu alışverişte gidebilecekler isimleri analiz etmek istedim. Buyrun ;

Öncelikle şu anda 10 tane yabancımız var. Sezon sonunda yabancı transferi yapmak için en az 3 tane yabancı göndermek lazım. (Schildenfeld olayını kaçırdım o da varsa 11 oluyor)

Bi kere Sivok, Ferrari, Ernst üçlüsünü Beşiktaş'ın başında Adnan Polat olsa bile Galatasaray alamaz. Ronaldinho'yu falan getirir ama bu saydığım isimleri alamaz.

Fink (Devre arası olmasa da sezon sonu gönderilebilir, öyle büyük bi tepki olmaz. Olsa da olur olmasa da olur bi oyuncu benim için.)

Holosko (Takımın para edebilecek en önemli isimlerinden biri ve sakatlığında yokluğunu çok arıyoruz.)

Tabata (Rıza hoca devre arasında derdimize derman olabilir.)

Delgado (Hiç bi takımın Delgado'yu para verip alacağını düşünmüyorum, bizim de acilen kurtulmamız lazım. Şu anda Delgado'yu aramamızın tek sebebi keçi ve Abdurrahman Çelebi olayıdır.)

Tello (Gerek devre arası gerek sezon sonu kesinlikle gönderilmesi gereken isimlerden. Ama Galatasaray onu almak gibi bi saçmalık yapmaz heralde.)

Bobo (Kim ne dersin Beşiktaş yönetimi Bobo sorununu eline yüzüne bulaştırmıştır. -neyi doğru yapıyorlar ki- Böyle bi adamı bulup getiriyorsun (Zago sağolsun) güzel de bi kontrat imzalıyorsun ama kontratının son senesinde krizi berbat yönetiyorsun. Adamın sezon sonu kontratı bitiyor. Herhangi bi Avrupa klubü veya Galatasaray adamla sezon sonu için bedavaya anlaşıp, kardeşim biz bu adamla anlaştık şimdi alalım 1-2 milyon euro'da sizin önünüze atarız. Hem siz kazanırsınız hem biz kazanırız diyebilir. Bu hareketi yapan hangi takımın yönetimi olursa olsun ayağa kalkıp alkışlamak gerekir...)

İbrahim Toraman (Beşiktaş'ı gerçekten en az bi İlhan Mansız kadar sevdiğini düşünüyorum. Gitmez heralde)

Serdar Özkan (Mustafa Denizli'nin prensi. Beşiktaş'taki Aydın Yılmaz vakası. Buyursun dilediği yere gitsin)

Batuhan (Aman ha diyorum. sakın yapmasın Beşiktaş yönetimi böyle bi hata :? )

Bir de Galatasaray cephesinen bize gelme olayı olabilecek oyuncuları değerlendirelim. Arda'yı kategori dışı bırakıyorum. Şu Galatasaray'dan isteyeceğim tek adam Harry Kewell'dır. Bir futbolcu da olması gereken herşey var ve futbolun seyir zevkini yükseltiyor. Fink gönderilirse de plase olarak Mehmet Topal'ı isteyebilirim. Bu sayede yazının başında belirttiğim yabancı kontenjanına -1 hane daha yazabiliriz.

Bakalım transfer sezonu neler gösterecek...