Dünya dışı güzellikler serisi vol. 4



UEFA bugün açıkladığı karar neticesinde Wolfsburg maçından önce UEFA'nın yasakladığı ilaçlar listesinde bulunan Sudafed içerek maça çıkan Sergei Ignashevich ve Aleksei Berezutsky'ye 1 maç oynamama cezası ve CSKA Moskova klubüne de 25,000 Euro para cezası verdi. Zaten bu iki futbolcu Beşiktaş maçında oynamadıkları için cezalarını çekmiş sayıldılar. CSKA Moskova'nın bi sonraki Avrupa maçında görev verilmesi durumunda takımlarındaki yerlerini alabilecekler. Verilen ceza çok ama çok hafif geldi. Hele biraz da duygusal yaklaşarak CSKA'nın Avrupa'dan ihracını isteyen Türkiye cephesi için bu karar resmen hayal kırıklığı yarattı. Umarım bu cezaların standartını kaçırmaz UEFA. Bu verilen kararla birlikte 2009-2010 için 2 hedefimiz kaldı. Geçen sene duble yaptığımız Türkiye Kupası ve Lig. Allah oyuncularımızın yanında olsun, Mustafa Denizli'nin tavşanlarından korusun. Amin.
2010 yazında Türkiye'de düzenlenecek olan Şampiyona'nın kuraları dün çekildi. Buna göre;
Böyle bi dizi böyle bi sezon finali olamaz. 3 Ekim 2010'a kadar beklemek nedir ulan! Ayıp sizin yaptığınız be. Dizi biteli 1 saat falan oldu hâla avel avel ekrana bakıyorum. Amerikalı senaristlere saygı duymamak elde değil. Adamlar yapıyor kardeşim. Sonra diyorlar Türk dizisi niye izlemiyorsun, neyini izleyeyim? At, avrat, silah üçgeninde dönen basmakalıp diziler. Neyse, daha fazla yazamayacağım. Sizi Dexter'ın -adını bilmediğim ve bulamadığım- fragmanımsı görüntüsüyle başbaşa bırakıyorum...
Maç öncesi herşey çok güzeldi. Önce Bornova Metro'da Şairler Parkı'ndan Ege ile buluşma, ardından Ekşi Beşiktaş'tan Eser Gökulu'nun bizi gelip alması ve arabayla biraz da bilet kalmaz korkusuyla erkenden yola koyulmamız. İzmir'den çıkmadan önce üzerimizdeki kalın şeylerin etkisiyle terlememiz Manisa yolculuğu öncesi bizi ümitlendirdi. Ama Manisa'ya varınca işin öyle olmadığını anladık. Saat 3 gibi şehre vardığımızda hava 8 dereceydi ama hafiften esen rüzgarın geceyi mafedeceği belli olmuştu. Önce o soğukta şehir merkezine 15-20 dakika yürüyüp Manisa kebaplarını mideye indirdik. Restaurant'ın ortasındaki lavabo ise hepimizi dehşete düşürdü :) Kebaplardan sonra spor niyetine bi 15-20 dakikalık daha yürüyüş ve stad önü. Yavaştan kalabalıklaşan atmosfer ve içimizi ısıtmak için derme çatma bi büfeden plastik bardaklar içinde alınan çaya 1'er lira veriş. Gözlerimiz Sir Winston Tea House tabelasını aramadı değil. Saatler 5 buçuk civarını gösterdiğinde biz arabaya geçmiş kaloriferde ısınmaya çalışıyorduk, hava kararmıştı bile.
Saat 6 gibi Antalya'dan ve İstanbul'dan gelenler oldu. Ege onlarla tanıştırdı, biletler alındı. Hoşbeş muhabbet, gırgır şamata derken kapılarda itiş kakış başladı. Yanımızda bayanların da olmasıyla stada erken girelim dedik, iyi ki de öyle yapmışız. Maçı TV'den izleyen arkadaşlardan aldığımız habere göre stad turnikeleri patlamış, ayılanlar, bayılanlar, ezilenler olmuş. Turnikelerde bu hengameler yaşanırken biz de bağırarak kendimizi ısıtmaya çalışıyorduk. Maçın başlamasına 10-15 dk kala stad skorboard'unda sıcaklık 6 dereceydi. Oyuncular ısındı, soyunma odasına gitti. Bizim tribün beklemediğimiz kadar doldu. Sahada İsmail'i, Bobo'yu, Ernst'i, Ferrari'yi, Sivok'u görüp mutlu olduk. Düdük çaldı, 3'lü girdi. Ardından tribün sustu. Biz, son yılların en kötü tribün performansı diye düşünürken gelen mesajlarda tribünün gayet iyi olduğu söyleniyordu. Biz de anlam veremedik. Oyun olarak sahada hiç bişey yoktu. Bobo İbrahimovic'vari bi gol attı. Neden Bobo, Bobo diye yıllardır götümü yırttığıma hak verdirircesine güzel bi goldü. Ardından hemen gelen Manisaspor golü, hem gol orucumuzu bozdu hem de oyun planını alt üst etti. Ondan sonrası Mustafa Denizli'nin 70 dakika maçı aynen bizim yaptığımız gibi ellerini bağlayıp izlemesi, Tabata'yı, Serdar Özkan'ı kenarda unutması, Nihat'ın abuk şutları, Fink'in, Ekrem'in, İsmail'in, Tello'nun, İbrahim Toraman'ın, Rüştü'nün ve hatta Ernst'in kötü oyunuyla geçti. Takımda ayakta kalan iki isim Ferrari ve Sivok oldu. Onlar da son dakikalarda oyundan düştüler. Dondurucu soğukta bizi hiç de tatmin etmeyen bi oyunla ve bu oyunun skora yansımasıyla beraberlikle döndük.
Maç bitişi Manisasporlular çıktıktan 1 saat sonra çıkabildik. Arabaya doğru yürürken tüm eklemlerimiz ve ayak altlarımız ağrıyordu. Arabaya bindik, İzmir yerine İstanbul tarafına döndük. Hatayı anlayıp doğru yola girdik. Sıfır ışıklı bi yolda 40'la 50'yle kıyıdan köşeden, arabanın verdiği sıcaklıkla yayıla yayıla geldik. Bu güzel deplasman için Ekşi Beşiktaş'tan Eser Gökulu'ya ve Şairler Parkı'ndan Ege'ye teşekkürlerimi sunuyorum...
En son Manisaspor ile Manisa'da oynadığımızda 2007'nin yine bi soğuk kış günüydü. 1-0 geriye düştüğümüz maçta Bobo'nun bulduğu iki golle galibiyete uzanmıştık. O sene Manisaspor küme düştü. 2 Sezon sonra tekrar Manisa'dayız. O zamanki Manisaspor'dan çok şey değişti. Öncelikle arkalarını dayadıkları Vestel sponsorluğunu kaybettiler. 2. ligde bellerini doğrultup tekrar geldiler. 2007'deki kadroda Mustafa Denizli'nin prensi -ve itiraf edeyim geldiğimde benim de inanılmaz sevindiğim- Uğur İnceman kaptandı, Holosko'nun Beşiktaş'a transfer söylentileri vardı ve oyundan erken çıktığı için teknik direktörüyle tartışmıştı. O günden günümüze iyi ki de Holosko gibi bi oyuncuya sahibiz diyebiliyorum ama Uğur için aynı şeyleri söyleyemiyorum. Holosko hergün üstüne koyarken, Uğur hergün geriye gidiyor.
Devre arası transfer dönemi yaklaştıkça tranfer söylentileri de artıyor. Son söylentilerden biri devre arasında veya sezon sonunda Beşiktaş - Galatasaray arasında oyuncu alışverişi olacağı yönünde. Ben de bu alışverişte gidebilecekler isimleri analiz etmek istedim. Buyrun ;